Güncel

GÜNCEL | Depremin Faturasını Kim Ödüyor?

"Halk, ekmeği paylaştı, suyu paylaştı, yiyeceği-giyeceği, dostluğu-kardeşliği paylaştı. Egemenler ise halktan toplanan parayla yaptıkları çadırları halka ulaştırmak yerine parayla satmaya çalıştılar."

6 Şubat depremlerinin altıncı ayına yaklaşırken on binlerce insanın yaşamını yitirmesi ve yüz binlerce insanın ağır hasar aldığı depremin ekonomik ve sosyal etkisi gün geçtikçe büyüyor.

Üstelik bu büyüme, devletin tekelinde bulunan TV ekranlarında, gazete sayfalarında yer bulmaya değer görülmüyor bile. Ağır-orta hasarlı binaların da zamanla yıkımıyla depremin etkisi daha açık görülürken moloz yığınları da çığ gibi büyümeye devam ediyor. Depremde yıkılan ya da yıkılan ağır hasarlı binaların molozlarının kaldırılması çalışması sürüyor. Hatta halen enkazın altında cenaze çıkmaya devam ediyor.

Seçim öncesi bir yılda depremzedelere yeni evlerinin anahtarını teslim edeceğini iddia edenler, altı aydır konteyner tuvaletlerin giderini yapıp çadırkentler su bağlamıyor. Depremin altıncı ayında kira hakkından vazgeçip konteyner talebinde bulunan insanlara ne konteynır sağlanıyor ne de kira yardımı yapılıyor. Taşınma ücreti adı altında ödenen 5 bin TL ile ise bugünün koşullarında deprem bölgesinin dışındaki bir yere taşınmak mümkün değilken ek olarak verilen 10 bin lirayla depremin ekonomik etkisini ortadan kaldırmayı vaat etmek trajikomik!

Bürokrasinin ağır aksak ilerleyişi de tüm bu yaşananlara tuz biber oluyor. Örneğin ağır hasarlı evler “az hasarlı” olarak sisteme yanlış girilmişse bu yanlışı düzeltmek için ya da herhangi bir konuda bilgi almak için uzun AFAD kuyruklarına mahkum ediliyor insanlar. Depremin ardından geçen aylar içerisinde çadıra ulaşabilenler artan sıcaklarla birlikte haşerelerle, salgın hastalık tehlikeleriyle karşı karşıya kalıyor. Eş-dost-akrabaların hafif hasarlı evleri duş-tuvalet alanı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Halkın tepkisi ve oluşan kamuoyu sonucu deprem bölgesine getirilen toplu tuvalet ve duş alanlarının ise tesisatları yapılmadan bekletilmeye devam ediyor.

Halkın emeğini çalanlar, bu soygun düzenini maskeleyenler zevk ve sefa içerisinde yaşamaya devam edip gününü gün ederken yüz binlerce insan yıkıntılar arasından küçücük bir eşyasını çıkartmak için hayatını riske atıyor. Depremin travmatik etkisi sürerken temizlik ihtiyaçlarını bir şekilde karşılamaya çalışıyor. Depremin hemen ardından haftalar sonra kullanılmaya başlanan elektrik faturalarının dudak uçuklatan rakamları karşısında halk çaresiz…

Deprem bölgesine kulak verelim

Depremin ardından elektriğe-suya-hijyene-sağlık hizmetine vb. ulaşamayan milyonlarca insanın feryadına koşan, elindekini-avucundakini ortaya koyan, halkın acısına bir nebze olsun dokunabilmek için ekmeğini paylaşan milyonlarca insanın ortaya koyduğu dayanışmanın önemli bir deneyimini hep birlikte yaşadık. Halk, ekmeği paylaştı, suyu paylaştı, yiyeceği-giyeceği, dostluğu-kardeşliği paylaştı. Egemenler ise halktan toplanan parayla yaptıkları çadırları halka ulaştırmak yerine parayla satmaya çalıştılar. Bugün de benzer şekilde rant için uğraşıyorlar.

Ekonomik krizin ardından geçim derdi katlanan, geleceksizliğin daha fazla büyüdüğü bir toplumsal gerçeklik içerisinde yaşarken dayanışmanın, mücadele etme sorumluluğu olarak daha net göründüğü bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Deprem vergilerini hortumlayan devletin, depremzedelere ödettiği elektrik faturalarından deprem vergisi alması kadar trajikomik bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Ve bu tablo karşısında bu düzene dur demek dışında bir seçeneğimiz yok.

Cumhur İttifakı’nın kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını her geçen gün körüklediği koşullarda depremin yükünün de kadınların sırtına yüklendiğini görüyoruz. LGBTİ+lar açısından körüklenen nefretle birlikte daha yoğun bir şiddet ve saldırılarla karşı karşıya kalındığı bir durumdayız. Depremin ilk aylarında yaşanan zorlukların halkın doğrudan kolektif dayanışmasıyla çözüme kavuşturulduğunu deneyimleyen yığınlar açısından eskiye dönüşün koşullarının olmadığı ortadayken, egemenlerin halk içerisinde ürettiği ayrılıklara, şiddet, nefret ve rekabetin kazandırmadığını bilince çıkarmak durumundayız.

Yaşadıklarımızın, talan-yağma-sömürü düzeninin sebep olduğu sorunlar karşısında faturanın kime kesileceğinin cevabını bizim vereceğimizi unutmadan, her yeni koşulda daha fazla mücadele etme sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Bugün açısından dünün deneyimleriyle daha güçlü bir mücadele örgütleme olanaklarına da sahibiz. Sistem düne oranla daha ağır koşulları bizlere dayatırken açığa çıkan bu olanakları kullanıp sömürüye-baskıya karşı örgütlenmek bizim adımlarımıza bağlıdır. Depremin faturasının, bizzat sorumlularına yani egemenlere ödetilmesi bizlerin pratiğine bağlıdır. Dayanışmanın deprem bölgelerinden irili ufaklı yükselen her sesi mücadele gerekçesi kabul etmekten geçtiği bilinciyle hareket etmek pusulamızdır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu