GüncelManşet

HAYIR BİTMEDİ! Direniş her yerde!

OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile ihraç edilen araştırma görevlisi Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça “İşimizi geri istiyoruz” talebi ile başlattığı açlık grevinin 75’inci gününde polisin gerçekleştirdiği gece baskınıyla gözaltına alındılar. Gülmen ve Özakça’nın 75. günü geride bırakan açlık grevi direnişini kırmak, dayanışma ağını zayıflatmak isteyen devlet gece yarısı baskınıyla direnişçileri gözaltına alarak hızlıca tutukladı. Nuriye ve Semih’in “Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Açlık Grevi Direnişimiz! İşimizi Geri İstiyoruz! Teslim Olmadık, Olmayacağız!”sloganıyla karşıladıkları saldırı sokakta da yansımasını gecikmeden buldu.

Nuriye ve Semih’in başlattığı direnişin ülke geneline yayılmasından korkan AKP, destek eylemlerini engelleyerek açlık grevini bitirmeyi ve bu direniş etrafında kenetlenen kitlenin sokağa taşan öfkesini sönümlendirmeyi hedeflemekte. Yani AKP açısından Nuriye ile Semih’in direnişi iki kişinin oturma eyleminden de açlık grevinden de ibaret değildi. Yüksel’de “sıradan” bir eylem alanı olmanın ötesine geçmeye başlamıştı. Nuriye ve Semih’in “İşimizi geri istiyoruz” talebi ile başlattığı açlık grevi direnişini “Kadere teslim olmak ve tevekkül etmek lazım” telkinleriyle yok sayan AKP milletvekili Said Yüce “Türkiye Devleti ve kurumları kimseye zulmetmek için değil, adaleti tesis etmek için var. O nedenle bu tepkiyi koyan arkadaşlara tavsiyem o dur ki, biraz da sabırla ve mutlaka hayatta kalarak haklarını aramalılar. Açlık grevi bir çare değil ve yol değil” diyerek OHAL uygulamalarının yarattığı hak gaspları, baskı, zulüm karşısında sessiz kalma çağrısını Nuriye ve Semih’in direnişi şahsında tüm ezilenlere yapmıştır.

Direnişin, OHAL uygulamaları ile birlikte artan baskının toplumda yarattığı öfkeyi büyütmesinden korkan AKP’nin kaderci politikasını sokaklarda direniş sloganlarıyla karşılayan, Gezi İsyanından ve daha birçok direnişin hafızalarda tazeliğini koruyan dayanışma ruhunu canlandırarak karşılayan ezilenler; öfkesine ilhan olan sembollere yönelen saldırının karşılıksız kalmayacağını bir kez daha göstermiştir. Nuriye ve Semih’in direnişi Yüksel’de sürerken birçok yerde dayanışma eylemleri ve destek açlık grevleri başlamıştı. Hem Yüksel’de hem de birçok yerde yapılan dayanışma eylemlerine saldırarak sönümlendirebileceğini düşünen AKP bir kez daha yanılmıştır. Bu yüzden baskının ve saldırının dozunu artırmaktan tereddüt etmemektedir. Nuriye ve Semih’i tutuklayarak, direniş alanını hapishaneye çevirerek, ateş yakmayı, türkü söylemeyi yasaklayarak OHAL’le yarattıklarını düşündükleri korkunun işe yaramadığını, işkenceli göz altılara rağmen kitlenin sokakta olma ısrarından vazgeçmediğini görmüşlerdir.

 

Gezi korkusu bitmiyor

Elbette bu ısrardan duyulan kaygının nedeni bu direnişin daha büyük direnişlerin yapı taşlarını oluşturma potansiyeli taşıması, desteğin artması, dayanışmanın büyümesindendir. AKP’nin Gezi ve Tekel gibi direnişlerden ne kadar korktuğunu, gelişebilecek her türlü eylemi bu açıdan değerlendirdiğini ve ona göre saldırdığını anlamak güç değil. Ezilenleri bir araya getiren, dayanışma ruhu ön plana çıkan her türlü eylem ve direniş AKP’ye Gezi ve Tekel direnişlerini anımsatmaktadır. Bir yılı aşkın zamandır baskı, zor yoluyla ve son olarak OHAL uygulamalarıyla sokakları, meydanları kitlelere kapatmak için her yola başvuran AKP’nin korkusunun büyümesi için yeterince neden mevcuttur.

15 Temmuz’un ardından yoğun çaba harcamasına, devletin bütün olanaklarını seferber etmesine, binlerce gözaltı ve tutuklamaya, katliamlara rağmen halk AKP’ye “evet” dememiştir. Ezilen milyonları korkuyla baskı ve zor yoluyla kendi iktidarı etrafında bir araya getirebileceği, muhalif sesleri susturabileceği, meydanları halka kapatabileceği fikri ile bunca katliamı yapmış ve bunca yasağı uygulamaya büyük bir umutla koymuştu. Bütün bunların nafile olduğunu 16 Nisan’da referandum sonuçlarında en net biçimde gördük. Cizre, Sur, Nusaybin’de yüzlerce insanı katlederek, şehirleri yerle bir ederek, insanları yerinden yurdundan ederek Kürt halkının iradesini yok edemeyeceklerini, taciz/tecavüz yasalarıyla kadınları susturamayacaklarını, yasaklarla, hak gasplarıyla işçi direnişlerini durduramayacaklarını gördüler. Bu yüzden gelişecek her türlü direnişi ve eylemi yankılarıyla birlikte değerlendirmekteler.

Her türlü eylem, direniş, grev mümkünse başlamadan bitirilmeli/yasaklanmalı/engellenmeli yada başladığında şiddetli biçimde saldırarak başka eylem ve direnişlere de mesaj verilmeli. Direnişlere bu mantıkla bakan AKP açısından Nuriye ve Semih’in direnişini iki kişinin açlığından ibaret değerlendirmesi beklenemez. Bu yüzden “yeteri kadar kanıt olmasa bile” AKP’nin adaletinin tesis edilmesi için Nuriye ve Semih’in tutuklanması şarttı. Çünkü onların direnişi AKP’nin adaletinin işleyişine zarar vermekteydi.

Nuriye ve Semih’in tutuklanması AKP’nin çaresizliğinin son örneğidir. Yönettiği/yönetmeye çalıştığı sürecin normal bir süreç olmadığı, kriz sürecini yönetmekte olduğu ortada. Kriz sürecini yönetmekte ne kadar zorlandığı da ortada. OHAL, KHK’lar, gözaltı/tutuklamalar, işten çıkarmaklar, katliamlar çaresizliğin bir sonucu olarak hayata geçirilirken; AKP ölçemediği sürece kumanda etmeye çalışmaktadır. Ölçemediği süreci yönetemeyeceğinin kabulü AKP’de yok. Hala baskı ve zorun şiddetini artırarak halkı zapturapt altına alabileceği düşüncesi ile pervasızca her yana saldırmakta, her gün yeni yasaklar ilan etmektedir. Bütün bunlar Nuriye ve Semih tutuklanmasaydı “zarar gelecek adalet”in tesisi için.

 

Ezilenlerin adaleti için direnmek

Ezilenlerin direnişlerinin bir başkasına ilham olduğunu biliyoruz. Direnmekten başka çarenin olmadığını bir başka direnişten, o direnişin kazanımından öğreniyoruz. Çocuğunun kemikleri kargoyla da olsa kendisine teslim edilebilsin diye 80’i aşkın gündür Dersim’de direnen Kemal Amca’nın direnişinin Nuriye ve Semih’e ilham olmasından, Kemal Gün’ün oğlunun kemiklerine kavuşarak kazandığı direnişin binlerce insana umut olmasından öğrendiğimiz gibi. Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve Kemal Gün de direnişten başka çarenin olmadığını bir kez daha hatırlattı. Bütün hak arama yolları tıkanmışken, bütün haklar OHAL keyfiyetiyle AKP tarafından gasp edilmişken; ellerinde kalan son şeyleriyle direnişi büyütürken, ezilenlere de umut oldular.

AKP yeni KHK’lar, keyfi, hukuksuz uygulamalarla insanları işlerinden atmaya, zulmetmeye, tutuklamaya ve katletmeye devam ettiği sürece ezilenlerin öfkesi de büyüyor. Ve bu öfke zamanı geldiğinde yeni isyan ve direnişlere dönüşerek sokakları zapt etmek için kapımızı çalacak. Tekel direnişinden, Gezi İsyanından, özyönetim direnişlerinden bildiğimiz gibi yasaklara, baskıya, katliama karşı örgütlenmiş bu öfkeyi hiçbir yasak engelleyemediği gibi AKP’nin can simidi OHAL ve KHK’lar da engelleyemeyecektir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu