Güncel

RÖPORTAJ | OCML-VP “İşçiler ‘gerçekçi’ talep yaratmayı umursamaz, ihtiyacı için savaşır”

OCML-VP üyesi, eylemleri “İşçi sınıfı ‘gerçekçi’ talepler yaratmayı umursamaz, yalnızca ihtiyaçları için mücadele eder” diyerek değerlendirdi.

Fransa: Sarı yeleklilerin eylemleri başlangıç sürecine kıyasla zayıflamış olsa dahi, Fransa halkı hala yönetilenlerden memnun değil ve sokaktalar. Bu konu üzerine Fransa’da aktif olan ve eylemlere katılan Marksist Leninist Komünist Partisi – Proleter Yol (OCML-VP) örgütü̈ ile sürece dair bir röportaj gerçekleştirdik.  Marksist Leninist Komünist Örgütü – Proleter Yol (OCML-VP) 1970’lerin sonlarında 68 kuşağının Fransız Maoist hareketinin bir parçası olarak Fransa’da kurulan Maoist bir örgüttür.

Örgütün kendi açıklamasına göre o tarihten bugüne dek revizyonizme ve reformizme karşı mücadele ederken komünist çizgide proletarya ve işçi sınıfını örgütleme çalışmaları yürütmektedir.

OCML-VP üyesi, eylemleri “İşçi sınıfı ‘gerçekçi’ talepler yaratmayı umursamaz, yalnızca ihtiyaçları için mücadele eder” diyerek değerlendirdi.

Halk sokaklara döküldükten sonra siz de örgüt olarak eylemlerde yer aldınız. Eylemleri başlatan sarı yelekliler kimlerdi ve bu eylemlerde sendikaların nasıl bir rolü vardı?

OCML-VP üyesi: Açık olmak gerekirse bizler 17 Kasım’da başlayan ilk eylemden tam bir hafta sonra dahil olduk eylemlere. 17 Kasım tarihinde gerçekleştirilen eyleme yoğun ve kitlesel katılımının bizi biraz şaşırttığını itiraf etmemiz gerekir. Başlarda bu hareketi tanımlamak zor oldu. Sarı yelekliler, siyasi kurumlarda veya sendikalarda yer almayan kesimlerden oluşuyordu. Daha çok kırsal kesimlerden ya da küçük veya orta ölçekli şehirlerden geliyorlardı.

Toplumsal anlamda çeşitlilik gösteriyorlardı: elbette işçi sınıfı hareketlendi, ancak aynı zamanda küçük işverenler (zanaatkar ve esnaflar) ve de serbest meslek sahibi olanlar gibi toplumun farklı katmanlarından olanlar da vardı. Akaryakıta yapılan zam konusunda ortak muhalefet dışında genel olarak talepler de çok çeşitliydi. Aslında bunun gibi bir hareket, Fransa açısından oldukça sıradışı. Ve denilebilir ki, bütün sendikalar eylemlerin ilk günlerinde tamamen saf dışıydılar.

 

Sizin de bahsettiğiniz gibi ilk günden itibaren eylemcilerin sayısı oldukça yüksek oldu. Siz bu yüksek katılımlı eylemler ile aniden gelişen patlamayı nasıl açıklıyorsunuz?

En başından beri çok büyük bir seferberlik söz konusuydu: Burjuva basına göre 17 Kasım tarihinde 300.000 kişi sokaklardaydı, ancak ülke genelinde kaydedilen blokaj noktalarının sayılarına göre kesinlikle rakam çok daha fazlaydı. Bize göre hareketin başarısı iki önemli yönden açıklanabilir: Giderek kötüleşen yaşam koşulları ve Macron’un seçimlerden bugüne dek işçi sınıfını umursamaması.

Ekonomik kriz hala mevcut. Bu yeni bir durum değil, ancak etkileri giderek daha fazla hissediliyor. Özellikle işçi ve proleterler bundan ilk olarak etkilenenlerdir. Fakat şu an aynı zamanda harekete geçen küçük işverenler veya düşük maaşlı burjuva kesimler gibi farklı toplumsal kesimleri de etkilemektedir kriz. Diğer husus ise Macron’un tutumudur; birçok insan için o, ISF’ı bastıran (büyük servetler üzerindeki vergi) “zenginlerin cumhurbaşkanıdır”. Ve açık olan şudur ki, çevreyle ilgili önlemler adı altında yakıt üzerindeki vergi zamları bardağı taşıran son damla oldu.

 

Bildiğimiz kadarıyla eylemciler arasında sağcı, ırkçı gruplar da yer aldı. Bunlara karşı ne tür çalışmalarınız oldu? Eylemciler içinde göçmenler de yer aldı mı?

Bildiğimiz kadarıyla kâğıtsız topluluklar harekete dahil olmadılar. Aşırı sağ̆ gruplara gelince; şimdiye kadar onlarla hiç̧ yüzleşmedik. Onlarla yollarımız hiç̧ kesişmedi ve büyük şehirlerde de düzenli olarak ilerici olarak adlandırdığımız kesimlere dahil olduk. Mesela Paris’te demiryolu işçileri ve Adama Kolektifi ile birlikte yürüdük. Her durumda çeşitli şehirlerde faşistler, anti-faşist militanlar veya onların varlığını reddeden eylemciler tarafından kortejlerden çıkarıldılar, bu çok olumlu bir durum! Ancak ırkçılık, şovenizm veya cinsiyetçilik ve homofobi gibi farklı baskılar yalnızca aşırı sağcıların varlığı sonucu eylemlerde karşımıza çıkmadı. Farklı şekillerde de bize yansıdı bunlar ve o tür durumlarda devrimci ve enternasyonalist sloganlarımızla buna karşı çıktık. Ve bunun için onlar etrafımızdayken devrimci ve ilerici güçlere güvendik.

 

Henüz bir yıl önce halk seçimler aracılığıyla Macron’u seçti. Nasıl oldu da Macron henüz bir buçuk yıldır iktidardayken ona karşı tepkiler bu denli görkemli oldu?

İlk başta şunu söylemem gerekir ki, biz geçmiş̧ seçimlerde örgüt olarak boykot kampanyası yürüttük. Belirtilmesi gereken diğer bir nokta ise halkın büyük bir kesiminin Macron’a oy vermediği, hatta hiç̧ oy vermemiş olduğu gerçekliğidir. Seçmenlerin yalnızca % 40’ı Macron’a oy verdi; % 30’dan fazlası ise çekimser, boş veya geçersiz oy verdi. Bugün sarı yelekliler olarak karşımıza çıkan toplumsal katmanların Macron’un programı konusunda ikna olduklarını söyleyemeyiz, tam aksine! Kaldı ki her beş̧ yılda bir seçimlerin olması ezilen sınıfın harekete geçmesini hiçbir zaman engellemedi.

Halkın somut talepleri var. Macron bazı taleplerini karşılayacağını ifade etmişti, ancak eylemler buna rağmen sonlanmadı. Geçmişte bu tür açıklamalardan sonra koşullar hala geri olsa dahi eylemlere son verildiğine tanık olduk. Ancak bu defa böyle olmadı. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Yakıt vergisi dışında Macron gerçek anlamda geri adım atmadı ve açıklanan önlemler yalnızca kırıntılar olarak karşımıza çıktı. Çalışma primlerindeki artışlar zaten planlanmıştı ve diğer tedbirler de düpedüz kılık değiştirmiş biçimde önümüze konuldu.

Harekete geçmiş olan halk, kandırılacak durumda değil. Birincisi onların hesabı açıklanan konularda saklı değil! İkincisi başlangıcından bu yana bu hareket sendikalar dahil bütün reformist kurumları tamamen uzak tuttu. Genelde toplumsal direnişlerde hareketi yönlendiren, sınırlayan ve kanalize eden bu güçler, kapitalizmin kolayca başa çıkabileceği “gerçekçi” yollar bulurlar. İşçi sınıfı ise “gerçekçi” talepler yaratmayı umursamaz, yalnızca ihtiyaçları için savaşır. Hareket içindeki şiddet ilişkisi de bunu oldukça iyi gösteriyor. Sendikalar ve diğer reformist kurumlar şiddeti ve “kırıcıları” şiddetle kınadılar. Ancak bu anlamda genel kabul gören şey, eylemlerde ortaya çıkan şiddetin günlük görülen toplumsal ve ekonomik şiddet ile kıyaslanamaz olmasıdır; bu devlet ve polisi ile bağlantılıdır ve eylemler onlar tarafından ağır biçimde bastırıldı. Birçok sarı yelekli için halkın şiddeti meşrudur!

Son olarak bize örgütünüzün bu çerçevede çizgisini ve sürecek olan eylemlere ilişkin perspektifini anlatabilir misiniz?

Sendikaların ve diğer partilerin de yokluğuyla bu hareket kendiliğinden gelişen halk ayaklanmasının iyi bir örneğidir. Bunu 2015 yılında işçi sınıfı mahallelerindeki isyanlardan sonra yaşamadık. Bu bize sömürülenlerin isyan etmek için örgütlere ihtiyaçları olmadıklarını göstermektedir. Siyasi anlamda ise birçok insan bir şeyleri değiştirmek için kendi sorunlarımızı ele almamız gerektiğini anladı. En direnişçi, en bilinçli insanlar kendilerine doğru sorular soruyorlar: “Amaçlarımıza ulaşmak için şiddet kullanımı; iktidar meselesinde de: ‘Macron istifa?’, peki ondan sonra ne olacak?” Ancak hareketin yavaşladığının belirtilerini görmeye başladık. Eylemler daha az kitlesel, birlik konusunda eksiklikler olduğu iddia ediliyor: Kendiliğindenlik sınırlarını göstermeye başladı. Devlet baskılarıyla karşı karşıya kalındığında, kapitalizmi yıkmak ve gerçek anlamda bir şeyleri değiştirmek için sömürülenlerin kararlı şekilde mücadele yürüten kurumlar ve merkezlere ihtiyaçları var. Kısacası bir komünist partisine…

Bizim örgütümüz küçük kalıyor. Diğer yandan ise, en direnişçi olanların bilincini geliştirme kapasitemiz var ve işyerleri, yoksul semtler gibi bulunduğumuz yerlerde veya kitle örgütleri ve sendikalar içindeki çalışmalar ile kendimizi, OCML-VP olarak güçlendirebiliriz. Kendi düzeyimizde hareket içindeki çalışmalarımız bunlardır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu