Makaleler

“Tek kutuplu” değil kutupsuz bir dünya istiyoruz!

Ortadoğu’daki paylaşım savaşının seyrine göre emperyalistlerin verdiği demeçlerin politik mesajı da değişiyor. Cihadist çetelere karşı Rusya’nın desteği ile Suriye rejim güçlerinin Halep’in önemli bir kısmında kontrol sağlaması, Esat karşıtı olan ABD’nin de kaybı anlamını taşıyor. Bu durumla eş zamanlı olarak Putin “Tek kutuplu dünya düzeni kurma girişimleri başarısız oldu. Dünya dengeleri yeniden oluşuyor” (06.12.2016) açıklaması yaptı. Buradaki “tek kutuplu dünya” göndermesi manidardır. 1989 Rus Sosyal Emperyalizmi’nin (RSE) yıkılıp dağılmasının ardından ABD emperyalizminin kendisini süper güç ilan ettiği bir söylem olarak ortaya çıkan “tek kutuplu dünya”,  aynı zamanda kapitalizmin sosyalizm karşısında “nihai zaferi” olarak da ideolojik saldırının bir aracına dönüştürülmüştü. Bugün bu kavramın yeniden hortlatılması, emperyalistler arası çelişkinin ürünü olarak ABD emperyalizminin ekonomik ve politik nüfuzunun kırılması anlamında görülse de alttan altta “sosyalizmin yenilgisinin de!” hatırlatılması olarak okumak mümkün. Fakat nesnel gerçeklik Putin’in açıkladığı ya da açıklamak istediği gibi değildir.

Tek kutuplu dünya” derken kast edilen ABD emperyalizminin RSE ve diğer emperyalistlere karşı ekonomik ve politik üstünlüğünün ilanıydı. ABD’nin rakipsiz “süper güç” olmasıydı. Fakat işin esas yönü kapitalizmin sosyalizm karşısında kesin zaferinin dünya ezilen halklarına ilanıydı. Sosyalizme karşı savaş, 1944 yılında yapılan Breetton Woods Konferansı’yla ilan edildi. Adına “Soğuk Savaş” denilen süreç 45 yıl sürdü. Kruşçev revizyonizmi ve “kapitalizme barışçıl geçiş” teorisiyle “Soğuk Savaş” esas itibariyle sosyalizm ile kapitalizm arasındaki mücadeleden ziyade iki kapitalist devletin rekabetiydi.

Sosyalizm, Rusya’nın dünya pazarında kendisine alan açma aracı olarak kullanıldı. Bağımlı kapitalist ve yarı-sömürge ülkelerde ulusal kurtuluş mücadelesi verenler ve küçük burjuva devrimci hareketler, ulusalcı devletler desteklendi. Komünist partiler ise bu amaç etrafında törpülendi. ABD emperyalizmi ise Rusya’nın gelişmesi, güçlenmesi ve yayılmasını engellemek için sosyalizmi bir saldırı aracı olarak kullandı. Komünizm düşmanlığı ile Rusya’yı hedef gösterdi.

1970’lerde Yeşil Kuşak adı verilen ve Rusya’yı kuzeye sıkıştırmayı amaçlayan proje kapsamında İslam dini etkin olarak kullanıldı. Afganistan ve Pakistan ile Orta Asya ülkelerinde Cihadist örgütler desteklendi. Nitekim El-Kaide ve Taliban da bu projenin ürünüydü ve Afganistan’ı 1979’da işgal eden RSE’ye karşı örgütlenmişlerdi. Berlin duvarının yıkılmasıyla özdeşleşen RSE’nin yıkılıp-dağılması esas olarak sosyalizmin değil Rusya’nın kapitalist rekabette ABD’ye karşı havlu atmasıdır. 1989’da “Soğuk Savaşı” bitiren bu gelişme, dünya ezilen halkları üzerinde “neo-liberal” sömürünün daha bir yoğunlaştığı dönemde ABD emperyalizmi tarafından ideolojik bir saldırıya dönüştürüldü. “Tarihin sonu” teorisiyle birlikte “Tek kutuplu dünya” ilan edildi. Bu söylemlerin ideolojik yani sosyalizme karşı kapitalizmin “nihai zaferiydi.” Bu ideolojik saldırı karşısında RSE’yi sosyalist, ulusal ve sınıfsal gören birçok devrimci hareket tutunamayarak savruldu.

1990’ların başında Amerikan Barışı (Pax Americana) denen tasfiyeci rüzgâr estirildi. Latin Amerika’da ülkenin yarısına hâkim olan örgütler devletle masaya oturdu. Filistin’de 1. İntifada sonrası elde edilen kazanımlara karşı FKÖ, İsrail’le Oslo Barışı imzaladı. “Tek kutuplu dünya” söylemiyle esas olarak amaçlanan tam da buydu. Ulusal, devrimci, komünist örgütleri tasfiye ederek dünya ezilen halklarını örgütsüzleştirmek, her türlü mücadeleyi sindirmek, kurtuluş umudunu söndürmek. Tüm bu saldırılara karşı dünyanın birçok yerinde direnen, savaşan örgütler de vardı elbette: Marksist Leninist Maoistler… Sosyalizmin Kruşçev ve Deng Sio Ping revizyonizmiyle birlikte politik yenilgisine karşı, devrimin kızıl bayrağını dalgalandırıyor ve “dünyanın tek kutuplu” olmadığını, olmayacağını haykırıyorlardı.

Tek kutuplu dünya söylemi ideolojik olarak doğru ve nesnel karşılığı olmayan bir söylemdir. Mao yoldaş “İnsanın bilgisi tarihinde, evrenin gelişme yasalarıyla ilgili olarak, daima iki görüş bulunmuştur: 1 metafizik görüş; 2 diyalektik görüş…” (Mao, 1992, 25) diye öğretir. Tek kutuplu söylem ideolojik düzlemde idealizmle-materyalizmin, burjuvaziyle proletaryanın, sermaye ile emek arasındaki çelişkinin sona erdiğini savunan bir söylemdir. İdealizmi, sermayeyi ve burjuvaziyi kutsayan bu söyleme göre sınıfların, sınıf mücadelesinin, kapitalizm karşısında sosyalizmin “nihai yenilgisi” dolayısıyla da “tarihin sonu” gelmiştir. Fakat dün “tarihin sonunu” ilan edenler 2000’lerin başında 21. yüzyılın ayaklanmalar yüzyılı olacağı tespitini yapanlardır aynı zamanda. Başka bir ifadeyle dünyanın tek kutuplu olmadığını/olamayacağını kanıtlayanlardır.

Tek kutuplu dünya söylemi, politik olarak da doğru olmadığının ilan edildiği dönem için de oldukça nettir. Tek kutupluluk ilan edildiğinde ABD’nin ekonomik ve politik üstünlüğü söz konusuyken bu üstünlük her alanda değildi. Japonya elektrik-elektronik, robot yapımı gibi teknolojik alanda ABD’den üstün iken (ABD pazarında dahi rakipsizdi), Almanya sanayi üretiminde ABD’nin önemli rakiplerinden biriydi. 1996 yılında Çin ve Rusya öncülüğünde Şanghay Beşlisi’nin kurulması ABD’ye ve Orta Asya pazarında ona karşı atılan önemli bir adımdı. 1999 yılında ABD’nin Yugoslavya işgalinde tek başına kalması Rusya’nın marifeti olurken ciddi bir nüfuz kırılmasının da göstergesiydi.

Dolayısıyla değil sosyalizm karşısında, emperyalistler arası ilişki ve çelişkilerde tek kutuplu dünya ilan edildiği dönem de dâhil olmak üzere hiçbir zaman gerçekleşmedi. Kapitalist sermaye açısından güçlü olan, teknolojik ve askeri olarak üstün olan uzun bir süre dünya pazarında hâkim olsa bile bu dönem içinde de “tek kutuplu” dönem olmadı. Kapitalist rekabet içinde diğer emperyalistler azami kâr oranlarının düşmesine izin vermedikleri gibi kendi azami kâr oranlarını yükselterek hâkim olan emperyalizmin ekonomik ve politik gücünü kırdılar. Kapitalist-emperyalist sistem açısından tek kutupluluk sermayenin tek bir emperyalistin elinde toplanmasını ön koşullar. Azami kâr hırsı ve kapitalist rekabet, şimdiye dek bunun oluşmasına izin vermedi. Hâkim olan emperyalizm belli bir dönem hakim olurken diğer emperyalistler tarafından bu hakimiyete son vermiştir. 19. yüzyılın “batmayan güneşi” İngiliz emperyalizmi 20. yüzyılda ABD tarafından batırılırken, 20. yüzyılın “süper gücü”, “tek kutbu” 21. yüzyılın başında Rusya ve Çin tarafından hırpalanıp zayıflatılmaktadır.

Kuşku yok ki dünya dengeleri değişiyor. Bu “tek kutupluluğun başarısızlığı” anlamında olmadığı gibi, ABD’nin yerini Rusya ve Çin’in aldığı sömürü ve talandan farklı bir şey olacağı anlamında değildir. Kutuplaşmadan bahsedeceksek bu ancak ezen ve ezilen sınıf kutuplaşması olabilir. Bu uzlaşmaz çelişkinin çözümü ABD’nin yerini başka bir emperyalistin almasıyla değil kapitalist emperyalist sistemin alt üst edilmesiyle mümkündür. MLM’ler olarak, yeni dengeler kurulurken kendi kutbumuzun, enternasyonal proletaryanın Türkiye’deki sesini yükseltelim. Kutupsuz bir dünya için haykıralım.

(*Mao, Zedung, 1992, Teori ve Pratik, Sol Yayınları, 10. Baskı, Ankara)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu