GüncelMakaleler

YORUM | Emperyalistler Arası Keskinleşen Dalaş

İsrail Siyonizmi’nin Filistinlilere ve Gazze'ye yönelik saldırılarına ülkede ciddi anlamda bir tepki gösterilmekte ama TC devletinin Rojava'ya yönelik saldırıları gündeme geldiğinde sus pus olunmaktadır. İşte bu, tam da Türk şovenizminin halk üzerindeki etkisine işaret etmektedir.

Moskova’da 22 Mart’ta gerçekleştirilen, 143 kişinin ölümüne, 200’ün üzerinde insanın da yaralanmasına yol açan saldırıyı IŞİD Horasan üstlendi. IŞİD Horasan, 2014 yılında ortaya çıkmış ve Afganistan’da birçok saldırıyı üstlenmişti. 2022’de Kabil’deki Rusya Büyükelçiliği’ne yönelik intihar saldırısını da bu örgüt üstlenmişti.

Moskova saldırısını gerçekleştirdiği iddia edilen dört kişinin de aralarında olduğu iddia edilen 11 kişinin, Ukrayna sınırına 140 km uzaklıktaki bir bölgede yakalandığı, sorgulandıkları ve tutuklandıkları bilgisi, işkence görüntüleriyle birlikte servis edildi.

Saldırının hemen ardından ABD ve AB’li emperyalistlerin ağız birliği etmişçesine saldırının adresi olarak IŞİD’i göstermelerini, bu saldırının dolaylı ya da dolaysız olarak sürdürdükleri politikayla ilişkisinin üstünü örtmeye yönelik bir girişim olarak görmek mümkün. Zira tam da beklendiği gibi Rusya devlet başkanı Putin, saldırının adresi olarak hiç vakit kaybetmeden Ukrayna’yı suçlamaya başladı. ABD ve AB’li emperyalistler açısından ise Ukrayna’da zaten kendileri açısından işlerin iyi gitmediği bu süreçte, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını şiddetlendirmesi istemedikleri bir durum.

Dünya pazarlarına hakim olma mücadelesi veren emperyalist blokların başını ABD-AB ve Rusya-Çin çekiyor. ABD emperyalizmi, Asya, Afrika ve Ortadoğu’da bir gerileme süreci yaşadığı bugünkü süreçte aynı zamanda AB ülkeleri üzerindeki etkisinin de zayıflamasını bertaraf etmek için hamle üstüne hamle yapmaya çalışıyor.

ABD, önümüzdeki süreçte Pasifik’te Çin ile bir karşı karşıya gelme/çatışma durumunda Rusya’nın Çin’in yanında bir güç olarak yer almasını önlemek için onu Ukrayna savaşıyla oyalarken diğer yandan da Rusya içerisinde gerçekleştirilecek bu yönlü saldırılarla karışıklık yaratma politikası yürütmekten geri durmamaktadır. Orta Asya’daki Türki cumhuriyetlerde ve Kafkaslar’daki Müslüman azınlıklar içinde yaratılacak karışıklıklarla Rusya’nın aynı zamanda ekonomik olarak zayıflatılması ve iç karışıklıklarıyla uğraşması amacı güdülmektedir.

Rusya, IŞİD’in düşmanlık beslediği ülkeler listesinde önemli bir yerde bulunuyor. TC devleti gözetimindeki Cihadçı grupların yönetiminde olan İdlib, Rus hava saldırılarının hedefinde yer alırken; Özbek, Tacik, Kırgız ve Uygur cihatçılar Rusya’ya düşmanlık besleyenlerin başında geliyor. Moskova’daki saldırıyı IŞİD Horasan üstlendi. Rusya ise bu saldırganların istihbarat örgütleri tarafından kullanıldığını iddia ediyor. Rusya devlet başkanı Putin; ABD, İngiltere ve Ukrayna’yı suçladı. Putin basına yaptığı açıklamada “Bu suçun tüm failleri, organizatörleri ve emri verenler adil ve kaçınılmaz olarak cezalandırılacaktır. Kim olursa olsun, onlara kim rehberlik ediyorsa” derken bu konuda kararlılıklarını vurguladı.

ABD ve AB’li emperyalistler saldırının kendi politikalarıyla ilişkilendirilmesinin ve dünya halkları önünde meşruiyet zeminlerinin daha fazla sorgulanmasının önünü almaya çalışırlarken Putin ise bu saldırıyı kendi politikalarına desteği artırmak, Rusya halkında oluşan tepkiyi yeni hamleleri için dayanak haline getirmenin hesabını yapmaktadır.

Moskova saldırısına katılan IŞİD Horasan üyelerinin Türkiye üzerinden uçakla Rusya’ya gitmesi hem Türkiye’deki IŞİD Horasan cihatçılarının örgütlenmesine gözlerin çevrilmesine hem de bu bağlantının Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceğine çevrilmesine neden olacaktır.

Moskova saldırısından sonra IŞİD-Horasan grubunun Türkiye’deki örgütlenme, barınma ve sınır geçişleri konusunda da İstanbul Başsavcılığınca, MİT ve FBI’ın istihbarat bilgileri ve yakalanan, mahkemelerde yargılanan sanıkların ifadelerinden basına yansıyanları kısaca özetlersek bu örgütün Türkiye’deki örgütlenmesine de ayna tutmuş oluruz: “Afganistan’a gitmek isteyenler hava yoluyla Türkiye’ye geliyorlar, buradaki başka IŞİD mensupları tarafından karşılanarak otellere veya örgüt evlerine yerleştiriliyorlar, daha sonra da Suriye’de IŞİD saflarında çatışmalara katılıyorlar. Burada çatışmalara katıldıktan bir süre sonra da Suriye sınırını kaçak yollarla geçerek Türkiye’de yaşamlarını sürdürüyorlar. Savaş ve patlayıcı madde konusunda uzmanlığı bulunanlar çağrılmaları durumunda Afganistan’a gidiyorlar. Van ve Ağrı sınırından İran’a geçtikten sonra örgüt tarafından sağlanan Afgan kimlikleriyle Afganistan’a geçmekte zorluk çekmiyorlar…”

AKP iktidarının cihatçıları destekleme ve bunları başka alanlarda kullanma politikası, Türkiye’yi cihatçı örgütlenmelerin kendilerine kolayca yaşam alanı bulabildikleri ve ihtiyaç duyduklarında “uyuyan hücreleri” harekete geçirebildikleri bir ülke haline getirdiğini kendilerinin mahkeme ifadelerinden ve istihbarat ifadelerinden öğrenmekteyiz. AKP iktidarının uyguladığı politikaların Türkiye ve bölge halkları bakımından yarattığı tehdit ve yıkıma işaret etmek gerekmektedir.

Moskova’daki saldırının Ortadoğu’dan Ukrayna’ya, Kafkaslar’dan Orta Asya’ya emperyalistler arasındaki paylaşım mücadelesinin ve bu mücadelelerde kullanılan cihatçı çetelerin halkları vurduğunu ve kaybedenlerin de her halükarda halklar olduğunu acı bir şekilde bir kez daha bize göstermiş oldu.

Haksız savaşların seyri

2000’li yılların başından bu yana emperyalistler arası kamplaşma ve çelişkiler artmış durumdadır. Bu kamplaşma ve çatışmalardan kendi çıkarları için yararlanma çabası güden emperyalistlerin bölgedeki uşakları olan gerici devletler de alan kazanmak, sömürü ve talandan kırıntı da olsa pay kapmak için harekete geçmekte, bölgedeki mazlum halklara yönelik baskı ve işgal saldırıları gerçekleştirmekte, katliamlar yapmaktadır.

Yaşadığımız coğrafyada da bu duruma son dönemlerde çok sık rastlamaktayız. Bölge halkları emperyalistlerin uşağı gerici devletler tarafından saldırılara maruz kalmakta, soykırımlar uygulanmaktadır. Bölgemizde halklara yönelik saldırı, işgal, soykırım uygulayan devletler ve bu gerici devletlere karşı mücadele veren Filistin, Ermeni ve Kürt ulusları yaşamaktalar. Tarihten bu yana ezilen ulus ve halklar işgalci, sömürgeci emperyalistlere ve onların uşağı gerici devletlere karşı hep mücadele içerisinde olmuşlardır. “Terörle Mücadele” adı altında Azerbaycan gerici devleti Dağlık Karabağ’a (Artsakh) yönelik bir işgal saldırısı başlatmıştır. Bölgenin diğer gerici ve saldırgan devletleri, TC devleti ve Siyonist İsrail devleti de bu saldırıda Azerbaycan gericiliğine her türlü desteği vermiştir.

Azerbaycan devletinin başlatmış olduğu bu saldırının ardında aslında farklı bir amaç, strateji yatmaktadır. Ermenistan’ın güneyini işgal ederek Zengezur Koridoru’nu ele geçirecekler ve böylece hem TC hem de Azerbaycan devleti Orta Asya’daki Türki cumhuriyetleriyle bağlantı kurmuş olacaklar. Böylece faşist TC devletinin “Turan ülküsü” hayali gerçekleştirilmiş olacak. Emperyalistler diğer yandan da TC devleti ve Siyonist İsrail üzerinden İran Molla rejimini çevrelemek istiyorlar.

İran Molla rejimi bunun farkında olduğu için İsrail devletinin hareket alanını daraltmaya çabalıyor ve bu stratejiye Ortadoğu’daki çeşitli gruplara silah ve para yardımı yaparak “Direniş Ekseni” adını verdikleri bir yapılanmayla karşı koymaya çalışıyor.

Yine kadim Ortadoğu halklarından Filistinlilere yönelik Siyonist İsrail devletinin uyguladığı soykırım saldırıları da İsrail devletinin kurulduğu 1948’den bu yana devam etmektedir. Filistinlilerin toprakları silah zoruyla ellerinde alınmakta, göç ettirilerek, katliam uygulanarak bu topraklara Yahudi yerleşimciler yerleştirilmektedir.

Siyonist İsrail devletinin uygulayageldiği bu soykırıma varan katliamlarına karşın 7 Ekim sabahı esas gücünü Hamas’ın oluşturduğu İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) gibi silahlı örgütler İsrail Siyonizmi’ne karşı bir askeri harekat yaptılar. Bu saldırıya karşı İsrail devleti, 7 Ekim’den bu yana Filistin’e yönelik bir soykırım saldırısı sürdürmektedir. İsrail’in Filistin’e düzenlediği bu soykırım saldırılarında en az 14 bin 280’i çocuk, 9 bin 240’ı kadın olmak üzere 32 bin 705 Filistinli katledildi. Enkaz altında kalan binlerce ölü olduğu bildiriliyor. Halkın sığındığı hastane ve okullar da hedef alınmakta.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları 31 Mart 2024 itibariyle 177. gününde devam ediyor ve İsrail devleti bombardımanlardan kaçan sivillerin sığındığı Refah kentine kara harekatı planlıyor.

İsrail’in kara, hava ve denizden kuşatma altına aldığı ve saldırılarını aralıksız sürdürdüğü Gazze’ye bazı ülkelerin uçaklarla havadan bıraktığı gıda yardımlarını almaya çalışan, okyanusa giren Filistinlilerden 18’inin yaşamını yitirdiği basına yansıdı. İsrail devleti açlığı Filistinlilere karşı bir silah olarak kullanıyor.

TC devletinin Filistin halkının direnişine yönelik tutumu/politikası ise tam bir ikiyüzlülüktür. TC faşizmi, İsrail Siyonizmi ile başta askeri olmak üzere ekonomik ve ticari ilişkileri vardır. TC faşizmi, İsrail Siyonizmi’nin Gazze’ye yönelik saldırı ve soykırıma varan katliamlarına karşılık ilişkilerinde bir değişiklik olmamış aksine ticari ilişkilerde artış gözlemlenmiştir. İsrail saldırılarının sürdüğü dönemlerde AKP yandaşlarının gemileri İsrail’e araç, gereç ve yiyecek maddelerini taşımaya devam etmişlerdir.

TC devleti de aynen Siyonist İsrail devletinin Filistinlilere yönelik yaptığı gibi Kürt ulusuna zulüm-baskı politikası ve katliamlarını sürdürmekte. Daha öncesi de olmakla birlikte özellikle son on yılda TC devletinin Kürdistan’da Kürt ulusuna uyguladığı baskı ve zulüm politikası sınırları aşmış durumdadır. Rojava’da demokratik kazanımlar bahane edilerek İHA’larla, uçaklarla bombalamalar devam ederken, Irak Kürdistanı’na yönelik topyekun bir saldırı hazırlığı da yapılmakta.

İsrail Siyonizmi’nin Filistinlilere ve Gazze’ye yönelik saldırılarına ülkede ciddi anlamda bir tepki gösterilmekte ama TC devletinin Rojava’ya yönelik saldırıları gündeme geldiğinde sus pus olunmaktadır. İşte bu, tam da Türk şovenizminin halk üzerindeki etkisine işaret etmektedir.

TC devleti, İsrail, Azerbaycan soykırım, işgal ve ilhak siyasetinde ortaktır. Birbirilerinden çok şey öğrenmekte ve her türlü yardımda bulunmaktalar.

Kürt, Filistin ve Ermeni uluslarının ise işgale, ilhaka karşı mücadeleleri haklı ve meşrudur.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu