Makaleler

Birileri sanatçı mı dedi?

Sanat ve sanatçı kavramları tartışılan ve her anlayış tarafından farklı yorumlanan kavramlardır. Günümüzde hala bu kavramlar üzerine yapılan tartışmaları sıkça duyuyoruz. Her iki sınıfında kendisine ait ve özgü bir penceresi vardır ve birçok kavramda olduğu gibi sanat-sanatçı kavramlarını da bu iki sınıf (ezen ve ezilen sınıflar) kendi penceresinden bakarak yorumlarlar. Bizim penceremiz işçi sınıfının penceresidir. Bizim sanata ve sanatçıya bakışımızı en iyi yine bizden bir sanatçı özetler. Gelin istiyorsanız Yılmaz Güney’in “Halkın sanatçısı halkın savaşçısıdır” sözüyle konuya giriş yapalım.

Sanatçı sanatını kim için, ne için yapar ve kimden beslenir? Bu soruların cevabına baktığımızda gerçek sanatçı, sanatını halk için, ezilen milyonlar için yapar ve yine sanatını bu halktan aldığı duygu ile şekillendirir. Bu halkın gözyaşı ile yoğurur hamurunu ve bu halkın sevinçleri ile halaya durur. Bir sanatçı ne kadar çok ezilenden yana yer alır, onların kavgasını kendi kavgası olarak bellerse o kadar çok beslenir ve “sanatçı”  sıfatını hak eder. Eğer durum böyle olmasaydı Pir Sultanlar, Nesimiler ve daha niceleri günümüze kadar gelebilir miydi?

 

Peki ya sahtekâr ve ikiyüzlüler!

Bazıları da vardır ki “saray soytarılığından” bir adım öteye gitmemişlerdir ve gidemezler. Geçmişte Osmanlı sarayında padişahın mutluluğu için “sanat” yapanlar bugün karşımıza TC’nin baskıcı politikalarını haklı ve normal göstermek ve yoz kültürünü yayma görevini üslenmiş, halkın acılarından bir haber, halkı küçümseyen edelarla yollara düşmüş “insancıklar” oluvermişlerdir. Ha bir de orta yolcular var ki bunlar en sinsi, en tehlikelileri. Çünkü bunların renkleri belli değildir. Neyi savunduklarını, kimden yana olduklarını anlamakta güçlük çekeriz. Toplumsal muhalefet yükselmiş ise kendilerine “kâr-prestij” sağlamak için senden benden daha çok halkçı olurlar; fakat devletin baskısını hissettiklerinde yada mevzu bahis “vatan” olduğunda hemen “padişahım çok yaşa” demeye başlarlar. Öyle söylemlerde bulunur, öyle bildirilere imza atarlar ki sağcılar sağcılığından süphe duyar. Çünkü halkın sevgisi ve parasıyla kurdukları düzenlerinin bozulmasını istemezler. Bu yüzden bazı iyi niyetli arkadaşların “Teröre hayır, kardeşliğe evet” bildirgesine imza atan bazı isimlere şaşırması normal ama paniğe gerek yok. Halkın sanatçısı ile saray sanatçısını ezilenler ayırt edebiliyor.

 

Hayırdır bu bildiri neyin nesi?

Devlet, 7 Haziran sonrası hız verdiği katliamları halkın gözünde “kendini temize çıkarmak” için arkasına “sanatçı” ordusunu alarak yola koyuldu. Devletle her zaman yürüyen uyanıklar, Kibariye, Orhan Gencebay ve Adnan Şenses vardı. Ama bu bildiride Tarık Akan gibi isimlerin olması bazı arkadaşları “şaşırttı.”

Devlet insanları katledip, ölü bedenlere işkence edip, akrebin arkasından sürüklüyorken; kadın gerillanın çıplak bedeni üzerinden o iğrenç politikalarını sergiliyorken; çocuklar parklarda katlediliyorken; analar cocuklarının ölü bedenlerini dondurucularda bekletiyorken; bu isimlerin TSK’ya destek bildirgesi yayınlaması ne “garip” değil mi? Tabi ki garip değil. Eğer fil uçsaydı garip olurdu. Herkes misyonunu oynamak zorunda. Sanatçı sanatını sergileyecek, soytarı da oyununu oynayacak ki fark ortaya çıksın.

Bizler biliyoruz ki Yılmaz Güney gibi daha niceleri korkak olmadığı için, halkın davasını satmadığı için, kendi çıkarları uğruna gerçeklere gözlerini kapatmadığı için, Kürt anaların çığlığı oldukları için, maden işçisinin kazmasında ki ses oldukları için, fabrikada çalışan gencin umudu oldukları için bugün hala aramızdalar.

Ama devlet eliyle-emriyle yazılmış “Teröre hayır, kardeşliğe evet”  bildirisine imza atan korkaklar halkın gönlümde değil tarihin çöplüğü de yerlerini alacaklardır. Bunu bize bizzat sanatın resmi tarihi gösterdi ve göstermeye devam edecek.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu