Makaleler

Çin’in Ortadoğu’daki çıkarları öne çıkarken…

Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında yaşanan isyanların ardından semirtilen tekfirci faşist örgütlenmeler üzerinden bir kez daha kaos politikalarının hakim hale getirildiği bölgede, tüm bu kaos altında yatan emperyalistlerin çıkar çatışmaları bir dizi görüşmelerle beraber açık hale gelmekte. Ortadoğu’nun istikrarı adı altında sürdürülen bu görüşmelerin odağında açık biçimde en başından beri bir pazar politikası olduğu bilinmektedir. Rusya’nın Suriye’de başlattığı hava operasyonlarının ardından emperyalist bloklar arasında süregelen gerilimler ortadayken emperyalist ülkelerden Çin’in yaklaşımı merak konusu olmuştur. Ekonomik olarak yükselen güç olarak adlandırılan Çin’in Ortadoğu’da nasıl bir politika izleyeceği ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir. Ancak bir gerçek var ki 2013 yılı itibari ile Çin Ortadoğu’ya “açılma” noktasında ciddi planlar yapmaktadır.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping bu bağlamda, 2013’teki “bir kemer, bir yol”  sloganı uyarınca, yeni bir iletişim yolunun bölümlerini açmak amacıyla, Suudi Arabistan, Mısır ve İran’dan oluşan Ortadoğu gezisini gerçekleştiriyor. Hem eski “İpek yolu” gibi bir karayolunun, hem de feodal Çin’de Ming hanedanlığı tarafından tasarlanan denizyolu projesinin yaşama geçirilmesi söz konusudur. On yıldan beri hazırlığını yaptığı bu temel projeyi sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek için üç ülke ile Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) kuruldu. 2015’te her ne kadar İran henüz anlaşmayı imzalamamış olsa da, Xi’nin bugün ziyaret ettiği üç devletin de üyesi olduğu AAYB’nin kurulmasına imza atmış olması bu anlaşmaya yeşil ışık yaktığını göstermektedir.

Çin bu projenin her ne kadar batının çıkarlarını zedelemeyeceğini söylese de açık biçimde bu anlaşma bölgede Çin-Rus ilişkilerini geliştirmenin yanı sıra aynı zamanda Ortadoğu’da ciddi bir hakimiyet alanını oluşturacaktır. Birçok strateji uzmanı bu durumu, dünyada bir Çin-Rus liderliğine giden yolu açacak ve İngilizlerin ve ABD’lilerin deniz hâkimiyetine dayalı hakimiyetini sona erdirecek bir gelişme olarak değerlendirmekte. Projenin seyri açık biçimde süreçte politikaları etkileyecek bir dizi özelliğe sahiptir. Zira Rusya ve Çin’in deniz hâkimiyetini ele geçirmesi Ortadoğu’da istikrarın oluşacağı yanılgısı yaratmamalıdır. Zira projenin amacı Ortadoğu’nun istikrarı değil Ortadoğu pazarının yönetilmesidir.

Çin’in Ortadoğu’da hiçbir fonksiyonu olmadığını söylemek yanlış olur. Bu projenin öncesinde Çin Pekin’de Filistin’deki direniş hareketlerine temsilcilik açmış ve bu hareketlere bölgede bir takım yardımlarda bulunmuştur. Çin’in bu yaklaşımının hedefi direnişe destek olmak değil aksine bölgede asimetrik işgaline zemin hazırlamaktır. Zira 2006’da, Çin’e ait deniz füzeleri sayesinde Hizbullah, İsrail’i Lübnan kıyılarını bombalamaktan alıkoymayı başarmıştır. Bugün ise Çin Suriye’deki pazarlık görüşmelerine kendini davet ettirmeyi başarmıştır. Çin’in görüştüğü ülkeler ve Ortadoğu’daki ilişkilerini anlamak için Çin’in önde gelen Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerine bakmakta fayda var.

 

Çin-Suudi Arabistan ilişkileri

Çin, yılda 70 milyar dolar petrol ithal ettiği Suudi Arabistan’ın başlıca müşterisidir. Suudilerin aynı şekilde ürünlerinin devletlerinden (daha doğrusu mülkiyetlerinden) geçişine izin vermesini vaat ediyorlar. Bu arada, Çinliler ve Suudiler Pakistan’da birbirilerine rakipler ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde çok şiddetle şekilde çatışıyorlar. Zira Suudiler bugün Ortadoğu’da desteklediği tekfirci faşist örgütlenmeleri Uygur Özerk Bölgesi’nde de desteklemektedir. DAİŞ vb hareketlere katılımı sağlamak için bölgede örgütleri desteklemektedir. Yaklaşık on yıldır ABD, Hac ziyareti sırasında Suudi istihbarat servisleri aracılığıyla Çinli cihatçıları silahlandırmaktadır.  Zira daha önce de MİT eliyle Çin’in batısında saldırılar düzenlemek üzere yönlendirilen çoğu zaman Uygur kökenli tekfirci çeteler bugün DAİŞ adına saldırılar düzenlemektedir.

Tüm bu gelişmelerin yanında Çin’in ekonomik anlaşmaları bugün ciddi anlamda diplomatik ilişkilerin düzenlenmesi amacını gütmekte; öte yandan Ortadoğu’daki planlarına zemin hazırlamaktadır. Kral Salman ve Çin Devlet Başkanı Xi’nin, ülkenin batı kıyısındaki Yasref-Yanbu petrol rafinerisinin açılışını birlikte yapmaları bunun en net örneklerinden birisidir. Bu Çin’in toprakları dışında inşa ettiği ilk rafineridir. 10 milyar dolara mal olan rafinerinin mülkiyetinin üçte ikisi ARAMCO’ya ve üçte biri ise Çinli şirkete ait. İnşası iki yıl süren bu devasa tesis, “DAİŞ karşıtı” uluslararası ABD koalisyonunun, Çin’in Irak’taki benzer yatırımlarını bombalayıp yok ettiği sırada gerçekleştirilen bir yatırımdır. Arabistan’ın gelecekte bölünmesi durumunda rafineri, kutsal mekanlar çevresinde oluşturulması düşünülen devletin sınırları içerisinde kalacaktır.

Çin aynı zamanda bir serbest ticaret bölgesinin oluşturulması sürecini hızlandırmak için Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve İslam İşbirliği Teşkilatı genel sekreteriyle de görüşmelerini sürdürmektedir.

 

Çin-Mısır ilişkileri

Çin Mısır ile ise yeni Süveyş Kanalı inşaatının birlikte değerlendirmesini yaptılar. 2015 yılı itibari ile Mısır ekonomik krizle boğuşurken Suudi Arabistan’ın desteği ile ayakta kaldı. Mısır’daki ekonomik ve siyasi duruma bakıldığında Batılı emperyalistlerin Mısır’a geçici bir iktidar gözüyle bakarken Süveyş Kanalı projesinin ise dünya ticareti anlamında çok bir şey ifade etmediği birçok devlet tarafından dile getirilmektedir.

Bu projenin, orta vadede Çin’in çıkarlarına hizmet edeceği şimdiden açıkça ortadadır. Kanalın girişinde, Kahire’ye 120 km mesafede geniş bir sanayi bölgesi açılmış durumda. Burada, 40.000 Mısırlıya istihdam sağlayacak çok büyük yatırımlar yapılması öngörülmektedir. Daha şimdiden Çin, iki devlet arasındaki ticaretin eksenine taşı koyacak şekilde taşocaklarına büyük yatırımlar yaptı.

 

İran-Çin ilişkileri

Ortadoğu’da ciddi bir odak noktası haline gelen bir diğer ülke ise İran. İran Ortadoğu’daki bir dizi gelişmelere karşı takındığı tavır ve ABD politikaları karşısında sürdürdüğü yayılmacılıkla bu dönemde en dikkat çekici çelişki ve hamleleri barındıran ülkeler arasında. “Nükleer anlaşma” ile ciddi bir ekonomik ve askeri alan elde eden İran, Çin ile görüşmelerinde de ciddi hamleler elde etmenin çabası içindedir.

Persepolis’teki bazı heykellerin ve İran resmindeki Çin etkisinin tanıklık ettiği gibi, her iki ulus Antik Çağdan beri devam eden uzun bir ortak tarihe sahiptirler. Ortaçağda, İpek Yolu  Hindistan’ın çevresini dolaşıp, Orta Asya’dan geçerek İran’ı, Irak ve Suriye’yi aşıyordu. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’tan beri, İran üniversiteleri verdikleri İngilizce eğitimlerin sayısını azaltıp Çincenin kullanımına ağırlık vermektedirler.

Bu gelişmeler baktığımızda Çin’in ekonomik ve siyasi olarak İran üzerindeki etkisini tahmin edebiliriz. Öyle ki Çin, Rusya’nın da desteği ile İran’ı Şangay İşbirliği Örgütü’ne tam üye olarak kabul etme niyetlerini duyurdular. Batının yaptırım uyguladığı dönemde ertelenen bu karar, İran’ı uluslararası ilişkilerin önemli bir aktörü haline getirecektir. Tüm bu gelişmeler Çin’in Ortadoğu’daki çıkarlarına işaret  etmektedir.

Ortadoğu’da özelde de Suriye’de kan gövdeyi götürürken, altında yatan emperyalist çıkar çatışmalarını görmeksizin meseleleri sadece kuklalar ve taşeronlar üzerinden açıklamak ve yorumlamak son süreçte yapılan hataların başında gelmektedir. Ortadoğu, emperyalistlerin çıkar çatışma alanlarının başlıcalarındandır ve emperyalistler (kuklaları ve işbirlikçileri ile birlikte) bölgeden tamamen gidinceye kadar Ortadoğu istikrara kavuşamayacaktır. İşte bu noktada, savaşların uzağında görünen Çin de bu dalaşın bir parçasıdır ve önümüzdeki süreçte bu durum daha fazla ortaya çıkacaktır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu