GüncelMakaleler

EMEK | “Köylüleri Yalnız Bıraktınız!”*

"Bu gibi sebeplerle en son hatırlanan, en son el uzatılan köylülerle ilgili tek tek çadır, kıyafet vb. değil sürecin, üretimin devamlılığını sağlayacak araçlar üzerinden bir paket halinde ele alınması, kısa ve orta vadede yapılacak olanların yaşama geçirilmesi gerekli."

6 Şubat tarihinde yaşanan ve 25 Şubat tarihli resmi rakamlara göre 44.218 kişinin hayatını yitirdiği deprem sonrasında yaşananlar TC devlet gerçekliğini bir kez daha ortaya sererken şehir merkezlerinin yanı sıra köylerdeki durum vahametini koruyor.

Deprem bazı köylerin neredeyse tamamını yerle bir etmiş, bazı köylerde ağır hasar yaratmış, bazılarında ise kısıtlı bir tahribat oluşmuştur. Kırsal bölgelerden, köylerden yapılan kısıtlı bilgilendirmeler ölümlerin sebepleri arasında yıkıma bağlı can kayıpları yanında arama-kurtarma çalışmalarının neredeyse hiç yapılmaması olduğunu gösteriyor. Arama kurtarmada sınıfta kalan TC devleti, şehirleri dev bir inşaat şantiyesine çevirerek gözünü rant bürümüş şekilde enkazlara iş makineleri ile saldırırken köylerde ise halk kaderi ile başbaşa bırakılmış durumda.

Deprem bölgesinin genelinde kendi yarasını kendi sarmaya çalışan halk, köylerde iyice yalnız kalmış; ölümlerin bir kısmı hava koşullarından kaynaklı enkaz altında donma olarak kayda geçmiştir. Enkaz altında kalan köylüler çoğunlukla yakınları ya da komşularının imkanlarıyla çıkarılmış, ayrıca cenazeler de köylülerin imkanlarıyla defnedilmiştir.

Özellikle dağlık bölgelerde mevsim dolayısıyla hava koşulları ve depremin etkisi sebebiyle köy yollarının uzun süre kapalı kalması destek çalışmalarını engellese de TC devleti açısından sorun bu değildir. Hiçbir yerde enkaz altındaki halkı düşünmeyen, kılını bile kıpırdatmayan devlet, köy ve köylüler sözkonusu olduğunda kör-sağı ve dilsizi oynamıştır. Zira yukarda altını çizdiğimiz mevsim vb. engellere rağmen belli bir süre sonra pek çok köye gönüllülerin ulaşımı sağlanmıştır.

Adıyaman Uzunköy’den bir köylünün Artı TV’ye anlattıkları durumu özetlemektedir: “Hayvanlarımı depremden 14 gün sonra kendim çıkardım. Yardım ve destek sunulmadı. Hayvanlarımız telef oldu. Hepsini kurtarma şansım olmadı. 14 gün sonra girdim. 3 tanesini kurtarabildim. 14 gündür bu hayvanlara ne yardım ne destek! Geçen gün dediler hayvanlara destek, arpa veriliyor. Gittim. Bir gün akşama doğru bir vakıf, bir torba saman indirdi.”

Malatya Doğanşehir’in Topraktepe Köyü’ndeki tablo da durumun özeti. Köylülerden biri “10 kişiyi kendi kepçemle çıkardım” diyor. Devamında söylenenler de şöyle; “15 gün önce gelen ekmeği yiyoruz”, Enkaz altında hayvanlarımız var. Kaç gündür daha çıkartamadık. Hep yalan hep dolan!”, “50 bin liralık ineğimi 10 bin liraya verdim”, “Kayısılarımız emeğimiz hep göçük altında kaldı. Perişanız. Yiyecek giyecekle bu işler bitmiyor ki!

Yine Bir GÜn TV’de Bahadır Özgür’ün aktardıkları da benzer: “Nurdağı, Gölbaşı ve Islahiye… Sağlam yer yok, tamamen yıkılmış. Sadece konut ya da çadır vb. ile sorun çözülmez. Gündelik hayatı sürdürecek bir olanak yok. Tarım ve hayvancılık yapılıyor burada. Ekim zamanı gelmiş, nasıl tarım yapacak?

Gölbaşı’nda… Ekim zamanı geldi, çalışacak iş gücü yok, yem yok, gübre nasıl bulacaklar! Traktörler enkaz altında, yakıt sıkıntısı var.”

2022 rakamlarına göre 41 binin üzerinde nüfusu olan Nurdağı ile yaklaşık 70 bin nüfuslu Islahiye’de durum bu.

 

Tarım topraklarının ranta açılması

Önemli noktalardan biri tarım alanlarının imara ve dolayısıyla ranta açılması. Özellikle son 15 yıldır, üretimden vazgeçilmiş ve ekonomi, arazi rantı üzerine temellendirilmiştir. İnşaat sektörü bu temelin odak noktasındadır. Tarım alanları dahil tüm topraklar, ormanlar, yaylalar, meralar, milli parklar ayrım gözetmeksizin “arsa” olarak değerlendirilmiş ve ranta açık hale getirilmiştir.

İnşaat Mühendisleri Odası Kahramanmaraş Şube Başkanı Ökkeş Buğra Dalkıran şehir merkezi denilen alanın 40-50 yıl öncesinde tarım arazisi olduğunun altını çizerek “Buralar imara açıldı. Üstelik alüvyonlu zemine uygun olmayan binalar yapıldı. Yıkılanlar bu binalar” diyerek özet yapıyor.

Aynı durum yukarda örneklediğimiz Nurdağı ve Islahiye için de geçerli. Bu iki ilçe de tarımla uğraşıyor ancak on-on beş katlı binalarla örülmüş durumda ve enkaza dönen yerler de buralar. Islahiye açısından depremden önce neredeyse boş alan kalmamışken tüm bu yapıların enkaza dönmesi imar planlarına göz yumulması, kat izinlerinin verilmesi ile ilgili. Şimdilerde araziler ekilecek, hayvanlar beslenecek, üretime devam edilecek vb. ancak insanların başını sokacakları bir evleri bile yok! Basına yansıdığı kadarıyla Belediye Başkanı Kemal Vural ise ilk yardımı bir tır dolusu yem ile kendi çiftliğine yapmış durumda. Vural ailesinin başka bir özelliği de başkanlığın aileden devam etmesi. Keza bir süre önce de Kemal Vural’ın eşi ilçede belediye başkanı idi!

Bir yandan tarım arazileri ranta açılıp beton mezarlığına çevrilirken diğer yandan da binalar en basit mühendislik hizmetinden bile uzak inşa edilmiştir. İMO Ankara Şubesi’nin Malatya’daki köylerde gönüllü olarak katıldığı hasar tespit çalışmalarının sonuçlarını açıklayan İnşaat Mühendisi Mert Kantar şöyle demektedir; “Köyler hiç mühendislik hizmeti almamış. Oradaki yapıların kalitesi çok düşük. Benim gittiğim köylerde yıkılmış bina yoktu fakat ağır hasarlı çok fazla bina vardı. Çünkü dere kumu, taşı kullanılmış ve bunlar dayanıksız malzemeler.”

Tarım-Sen Deprem Gözlem Raporu da aynı gerçeğin altını çizmektedir; “Ayrıca depremin yaşandığı birçok kentte tarım arazilerinin üzerindeki yapılaşma süreçleri, küçük çiftçilerin tarımdan kopmasının yanında birçok insanımızın da yaşamını kaybetmesinin önemli sebeplerinden biridir.”

 

“Devlet gelip geçmiş olsun diyor. Sesli mesaj göndermeleri yeterdi. Hangi yardım aracını göndermişler?!”

Yukardaki cümle Malatya Doğanşehir Topraktepe Köyü’nden bir köylüye ait. Köylülerin anlattıkları depremle birlikte ortaya çıkan tabloyu özetlerken aslında uzun bir süredir iktidarın tarımsal üretimle ilgili politikalarına da işaret ediyor.

Bir yandan tarım arazileri ranta kurban edilirken diğer yandan binalar dere kumu ve taşı kullanılmış; bu politikanın sonucu olarak küçük üretici üretimden koparılarak göç dayatılmış, diğer yandan da böylesi büyük bir yıkımın ardından köylüler kaderleri ile başbaşa bırakılmış, sesli mesajla geçmiş olsun dilekleri iletilmiş ya da helikopterden gofret atmıştır. (Depremde tamamı yıkılan 330 haneli Doğanşehir’in Topraktep köyünden Nursel Bazu: “Devlet de 10 gün sonra helikopterle gelip yukarıdan dalga geçer gibi bize gofret attı.” Jinnews)

Depremin yaşandığı bölgenin Türkiye’deki bitkisel üretim hacminin yaklaşık % 20’sini, küçükbaş-büyükbaş hayvan varlıklarının da yaklaşık % 15’ini (Tarım-Sen Deprem Gözlem Raporu) oluşturduğunu düşünürsek durumun vahameti daha anlaşılır olmaktadır.

Köylük bölgelerde kalıcı olmaya dönük olmayan yardım ve destekler de çözüm odaklı değil. Örneğin çadırkentler köylüler için uygun değil. Tarlalarını, bahçelerini, hayvanlarını bırakıp çadırkente gitmiyor insanlar. Çadırları ihtiyacı olanlara dağıtmak gerekiyor. Ya da 10 bin liralık nakit yardım ödemeleri için kurulan mobil Ziraat Bankalarının önünde uzun kuyruklar var. Ancak insanlar parayı alsalar dahi bununla ne yapacaklar? Deprem öncesinde de ekonomik krize bağlı olarak yem, gübre ve mazot fiyatlarındaki artışlar, köylünün belini bükerek borçlanmasına sebep olmuştu. Köylü bu 10 ile borcunu mu ödeyecek ekim mi yapacak hayvanına yem mi alacak karnını mı doyuracak? Üstelik köylülerin göç etme şansları da yok. Pılını pırtını toplayıp “güvenli bir yere gitmenin” mümkün olmadığı bir sektör tarım. Bakılıp beslenmesi gereken hayvanlar, tarla, bağ bahçe bir yana nereye gidecek ya da neyle geçinecekler?

Bu gibi sebeplerle en son hatırlanan, en son el uzatılan köylülerle ilgili tek tek çadır, kıyafet vb. değil sürecin, üretimin devamlılığını sağlayacak araçlar üzerinden bir paket halinde ele alınması, kısa ve orta vadede yapılacak olanların yaşama geçirilmesi gerekli.

A- Kısa vadede (hemen):

– Köylülerin evleri ve hayvan barınaklarının zarar ziyan tespiti yapılmalı. Kayıt altına alınmalı. İnsanlar ile hayvanların geçici barınma ihtiyacı için çadır, hayvan yemi ve veterinerlik hizmetleri verilmesine hemen başlanmalı.

– Çiftçilerin kamuya olan bütün borçları silinmeli, özel bankalara ve girdi satıcılarına (özele) olan borçları devlet tarafından üstlenmeli. Alacaklılara devlet bir ödeme takvimi sunmalı ve ödemeli.

– Köylüler ve hayvanları için geçici barınma sağlanmalı.

– Çiftçilerin üretime devam edebilmeleri için bedelsiz ve yeterli üretim girdisi sağlanıp, dağıtmalı.

B- Orta vadede bir plan dahilinde peyderpey yapılması gerekenler için öneriler:

– Evleri yıkılanlarla birlikte nasıl yapılacağı belirlenerek yapılmasına başlanmalı.

– Her evin ihtiyacını karşılayacak biçimde tünel sera yapım ve üretimi için eğitim desteği verilmeli. Ev bahçelerinde bölgeye has meyve türlerinden koleksiyon bahçeler, yerel tohumlardan üretilebilecek sebzelere dayalı yerellikle gıdada yeterliliği karşılayacak planlama yapılmalı ve hayata geçirilmeli.

– Her eve 8-10 tavuğa 1 horoz hesabıyla 40 tavuk ailesi seyyar kümesi ile birlikte verilmeli.

– Yıkılmış ahır veya ağıllar yeniden yapılmalı. Her eve koçlu asgari 20 koyun veya 5 baş damızlık inek bedelsiz olarak verilmeli.

– Bir merkez köye bağlı 10 köylük toplulukla birlikte kooperatif kurulması teşvik edilmeli. İlçeler ve illerdeki bu kooperatiflerden üst birlik oluşturularak güçlendirilmeli. Bu amaçla kooperatif kuruluşu kolaylaştırılmalı, ilk 5 yıl her tür vergiden muaf olacak biçimde mevzuat düzenlenmeli. Köyde yetiştirilen tavuk ve inekler ile üretilen bitkisel ürünler kooperatiflerde işlenerek katma değere ulaşmalı, sonra pazarlanmalı. Bunun için gerekli bina, alet makina ile eğitim desteği sağlanmalı. Bu kooperatiflerde her on köye yetecek kapasitede makina parkı kurularak, kolektif üretim, kolektif yaşam inşa edilmeli. (Abdullah Aysu, Yeni Yaşam)

(* Samandağ Kapısuyu Köyünden “Benim köyüm burası. Evlerin çoğu hasarlı. Elektrik yok ve herkes sokakta. Toplu alanlara çadır kurup, köyleri çadırsız bıraktınız. Köylüleri yalnız bıraktınız!” diyen köylü-Basından)

 

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu