Makaleler

“Gayrinizami Harp” ve “sokağa çıkma yasaklı” katliamlar!

12 yıllık AKP iktidarına vurulan en güçlü darbe olan 7 Haziran seçimlerinin ardından bir anda “buzdolabına kalkan barış süreci” yerini keskin savaş söylemlerine bırakmıştır. Sandıkta alınan yenilginin acısını çıkarırcasına gerçekleşen sivil katliamlar, sokağa çıkma yasakları ve OHAL benzeri uygulamalar, “barış sürecinde terör örgütü savaşa hazırlandı” diyen AKP kurmaylarının bir bütün çatışmasızlık sürecini neye hazırlanarak geçirdiklerini gözler önüne sermektedir.

“Gayri nizami harp” uygulamalarının yeniden devreye girdiği ülkemizde, yaşanan süreç iç ve dış siyasal bağları ile bir bütün olarak AKP’nin iktidarda kalma çırpınışı olarak göze görünmekle birlikte, saldırganlığın boyutu vahşet denebilecek aşamayı çoktan geçmiştir.

 

Katliamın yeni yöntemi: Sokağa çıkma yasakları

Konuyu açarsak eğer, şöyle bir tablo karşımızdadır: Suruç katliamında katledilen 33 kişi ile birlikte aradan geçen süreçte toplamda 113 sivil katledilmiştir ve bu sayı günden güne artmaktadır. Ek olarak birçok yerelde plakasız, sivil infaz timleri Kürdistan’ın sokaklarına salınmış, keskin nişancılar Farqîn, Cizîr, Sîlopî, Bîsmîl, Sûr vb bölgelerde çocuk ve yaşlı gözetmeden infaz gerçekleştirmişlerdir.

Hacı Birlik’in cenazesinin akrep aracının arkasına bağlanarak sürüklenmesi, Ekin Wan’ın cenazesine yapılan işkenceler, yine Cizîr’de infaz edilen çocukların cenazelerinin dolaplarda saklanması konu özgülünde dikkat çekici örnekler olurken; yaşananların ise 90’lı yılların “Gayrı nizami harp” pratiklerini aştığı ve faili meçhullere göre çok daha aleni ve doğrudan kitlelere gözdağı verme amaçlı olduğu ise bilinmektedir.

Bahse konu katliamların büyük oranda sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerellerde gerçekleşmesi ise dikkat çekici bir başlıktır. Devletin bu denli aleni bir gözdağı hareketine giriştiği, katliamları alenen yaptığı bir tarihsel döneme 12 Eylül faşist cuntası dönemi de dahi kolay kolay rastlanmamaktadır. Sıra sıra, bölge bölge ilan edilen sokağa çıkma yasakları ilan edildikleri bölgede sokakları ölümün kol gezdiği alanlara çevirirken, Cizîr’de olduğu gibi havan topları kullanmaya kadar varan şiddet araçlarının gelişimi açık şekilde bir kitle imhasına yönelinildiğinin işaretidir.

 

“İleri demokrasi”den açık diktatörlüğe…

Tüm bu yaşananların ise bir politik zemini vardır. Şöyle ki, AKP savaşı tırmandırarak ilk olarak Kobanê zaferi ile de ivmelenen ve 7 Haziran’dan da en büyük darbeyi aldığı Kürt Ulusal Hareketini geriletmeyi hedeflemektedir.

Bunu becerebildiği oranda bu karta yüklenen AKP’nin Başkanlık sistemine dair hedefledikleri 400 vekil için HDP’nin de oy deposu olan bölgede seçim güvenliğini tehlikeye atarak oy oranlarını düşürmesi temel pratik yönelimidir ki, YSK reddetmiş olsa dahi sandık taşıma vb pratikleri önermenin temeli de buradadır.

İkinci olarak ise AKP ihtiyaç duyduğu oyları devşirebilmek adına faşist tabana oynamaktadır ve kitleyi “terör” karşıtlığı üzerinden etki çemberine dâhil etme çabasındadır.

Diğer yandan Rusya’nın askeri müdahalesi ile yeniden hareketlenen Suriye Savaşı ve Ortadoğu’ya emperyalist müdahale süreci, TC’nin de dahil olabileceği bir savaşı mümkünat dahiline sokmaktadır. Böylesi bir süreçte, yeniden savaş çağrılarına göre konumlanış TC açısından bölgedeki Kürt direnişini ve bir bütün Kürt ulusal mücadelesini hedef tahtası yapmaktadır. Bunu bir darbeye dönüştürme ihtimalini saklı tutmak da AKP’nin ülke içerisindeki iktidarını pekiştirmek açısından işlevseldir. Ve böylesi bir Ortadoğu’ya müdahale kapsamı içerisinde TC’nin ilk hedefleyeceği güç ülke içerisindeki Kürtler olmaktadır.

Sonuç olarak tüm bunlar ve saymadığımız gelişmeler, yeniden AKP’yi savaşa göre bir konumlanmaya itmiştir. Ancak bu bile en ahlaksız şekilde ve en kirli yöntemlerle sürdürülmektedir. Savaşmanın bile bir etiği vardır. Tarihe yön veren savaşların neredeyse hepsinde düşman ordular bile birbirlerinin cenazelerini takas etmiş, ibadet saatlerinde silah susturmuştur. Gel gelelim “büyük” tarihi ile övünenlerin güncel pratikleri, feyz aldıkları Osmanlı’ya bile rahmet okutacak haldedir.

Cenazelere işkence, kulak-kafa tası biriktirme, cenazeleri araç arkasına bağlayarak yerlerde sürükleme gibi pratiklerin kendi beslemeleri olan IŞİD’den aşağı kalır yanı yoktur.

Kuşkusuzdur ki, savaşın bile en kirli hale getirildiği Kürdistan’da 1 Kasım tüm bunlarla hesaplaşma sürecinin başlangıcı olacaktır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu