ForumGüncelMakaleler

GÜNCEL | Irkçılık her yerde! Mülteciler de…

"Toplumsal vicdanı bu şekilde tatmin etme çabaları bir kesime hitap ederken, diğer yandan ırkçı ve milliyetçi duyguları körüklenen -esasen erkeklerin- kesime yönelik de ordulara katılma çağrısı yoğunlaştırılmaktadır. Militarizm böylesi süreçlerde daha yaygın bir şekilde kendini göstermektedir"

Almanya’nın büyük şehirlerinden Frankfurt’a yakın Hanau kentinde çoğunlukla göçmenlerin gittiği nargile kafede gerçekleşen ırkçı katliam sonrasında Avrupa’da ırkçılık tartışmaları yeniden gündemleşti. Katliam sonrasında halk Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ırkçılığı lanetlemek için sokağa döküldü. Toplumsal anlamda artan endişe ve tepkiler üzerine çeşitli partiler tarafından açıklamalar yapıldı ve ırkçılığın giderek arttığına dair birçok yazı yayımlandı.

“Küreselleşen dünyada” gibi tekrarlarla başlayan bu analiz yazılarında ekonomik, politik ve sosyal açıdan sınırların giderek ortadan kalktığı vurgulanırken, iktidar partilerinden siyasetçiler ırkçı çıkışlarla sınırları özellikle vurgulayıp belirginleştirmekteler.

Son yıllarda emperyalist güçlerin Ortadoğu’da giderek artan paylaşım savaşlarıyla birlikte milyonlarca insan göçe zorlanırken, aynı devletler mültecilere yönelik giderek katılaşan yasalar da çıkarmaktadırlar. Geçtiğimiz yıllarda bu derin çelişki ve dengesizlik, on binlerce insanın canına mal olurken, bunun sorumlusu olan devletler ise ölümlerin artmasına neden olan uygulamaları alenen sürdürmekteler.

Bu politikaların artık üstü kapatılamayacak derecede teşhir olması nedeniyle devlet organlarının kriz dönemlerinde kullanmak üzere rafa kaldırdıkları önlemlerin daha yoğun bir biçimde uygulandığını zamanlardan geçiyoruz. Bu önlemleri, polis yasalarını değiştirip daha fazla polis devletine dönüşerek, göçmenler ve mültecilerin hayatını zorlaştıran yasa paketleri çıkararak ve hedef şaşırtan ifadeleri artırarak uygulamaktalar. Ve bu süreç de Avrupa ülkelerinde en fazla devrimcileri, muhalifleri, göçmenleri ve mültecileri etkilemektedir.

Irkçılığın arttığına dair iddialarda Avrupa’da artan saldırılar referans alınırken buna karşı aslında yükselenin ırkçılık olmadığı, ırkçı şiddet pratikleri olduğunu ifade eden uzmanlar da var. Aslında ırkçılık devletler tarafından her zaman desteklenmiştir. Ancak son yıllarda salt ırkçılığı değil, fiili ırkçı saldırıları da destekleyen söylem ve pratikleri olan devlet yetkililerinin olduğu dikkat çekmektedir.

Leipzig Üniversitesi Aşırı Sağcılık ve Demokrasi Araştırmaları Merkezi Direktörü Oliver Decker ile yapılan ve Gazete Duvar’da yayımlanan bir röportajda Decker buna yönelik örnekler veriyor:

Yıllardır sağ şiddet, çeşitli aşırılıklardan birisiymiş gibi görülerek ve herhangi bir aşırılığa eşdeğer tutularak meşrulaştırılmaktadır. Buna, yine aşırı sağ ile eşdeğer tutulan yabancı düşmanlığı da dâhil. Bunun en yeni örneği Meuthen, (Jörg Hubert Meuthen/AfD’li politikacı) yaptığı açıklamada ırkçı cinayetleri politikadan yalıtmaya çalışarak ‘sağ ya da sol terör’den bahsetmiştir. Ama burada yalnız değil. Federal İçişleri Bakanı Seehofer da Halle’deki suikastlardan sonra gördüğümüz gibi aynı şeyi yaptı.”

Avrupa’da giderek canlanan ırkçılığın devletlerce beslendiğini bariz bir şekilde ortaya koyan binlerce örnek sıralanabilir. Açıktan ırkçılığı savunan partilerin parlamentolarda yer alması, parlamentolara girmesi dahi önemli bir göstergedir.

Yunanistan’da Altın Şafak Partisi, Hollanda’da Demokrasi İçin Forum Partisi, Almanya’da Almanya için Alternatif Partisi gibi ülkede yaşanan krizlerle birlikte göçmen ve mültecileri hedef gösteren tehlikeli oluşumlar meşrulaştırılmakta.

Hollanda’da polis ve Neo-Naziler tarafından özellikle siyahilere yönelik artan ırkçı saldırıları neredeyse tebrik eden söylemlerde bulunan ırkçı partiler eleştirilirken, buna karşı ırkçılığın varlığını dahi ifade etmeyen iktidar partileri öfkelerin direkt hedefi olmaktan “kurtuluyorlar”. Dolayısıyla iktidar partilerindeki politikacılarının tepkiyi üzerlerine çekmemek ve koltuklarını sağlama almak için ifade edemediklerini varolan ırkçı partiler üzerinden çekinmeden bağıra bağıra söyleyerek bir boşluğu doldurmuş oluyorlar. Yani kısaca ırkçılık her yerde, ancak farklı biçim ve yöntemlerle karşımıza çıkıyor.

“Irkçılıktan arındırılmış bir kapitalizm mümkün değildir”

Irkçılığa karşı mücadele ise farklı yollarla bastırılmaya çalışılıyor. Özellikle devrimci ve demokratlara karşı daha katı yasalarla, polisle, takiple ve cezaları artırarak sindirme çabaları artırılıyor. Irkçı saldırılara veya polis saldırılarına karşı öz savunmayı ırkçı saldırılar ile kıyaslayıp, aynılaştırarak kriminalize etmeye çalışılıyorlar. Diğer yandan savaşlarda yaşamını yitirenlerin ve denizler üzerinden yer değiştirmeye çalışırken boğulan mültecilerin sayısı ve haberleri arttıkça toplumsal bir duyarlılık da gelişmeye başlamıştır, ki bu duyarlılıkla birlikte katliamlara neden olanların hedef haline gelmemesi için de farklı gündeme alınıyor.

Buna bağlı olarak yardım vakıfları ve fonlar oluşturuluyor ve destek kampanyalarının çağrıları sosyal medya başta olmak üzere birçok araç yaygınlaştırılıyor. Bu tür kuruluşlara maddi destek sunulmasını sağlayarak toplumun duyarlılığı sokaklar yerine daha farklı, aslında daha “zararsız” noktalara kanalize edilmek isteniyor.

Toplumsal vicdanı bu şekilde tatmin etme çabaları bir kesime hitap ederken, diğer yandan ırkçı ve milliyetçi duyguları körüklenen -esasen erkeklerin- kesime yönelik de ordulara katılma çağrısı yoğunlaştırılmaktadır. Militarizm böylesi süreçlerde daha yaygın bir şekilde kendini göstermektedir.

Tablonun bütününe bakıldığında ırkçı saldırıların tehlikeli boyutta artış göstermesi öngörülebilir bir gerçekliktir. Tarihten bugüne her kriz sürecinde yaşanan ve kapitalizmin ayrılmaz bir parçası olan ırkçılık bugün de sömürgeci ülkelerin önemli bir dayanağı olmuştur. Siyahi devrimci Malcolm X’in de ifade ettiği gibi: “Irkçılık olmadan kapitalizm de olmaz. Beyaz bir insan için kapitalizme inanıp ırkçılığa iman etmemenin imkânı yoktur. Irkçılıktan arındırılmış bir kapitalizm mümkün değildir.”

Bugün tüm dünya bu gerçekliği en bariz şekilde takip etmektedir.

Mülteciler, siyasi koz değil, emperyalistlerin savaşının mağdurudur

R.T.Erdoğan’ın İdlib saldırısı sonrasında sınırları açma kararıyla birlikte savaşlardan yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalan binlerce mültecinin sınırlara yönelmesi tarihi bir facia olarak karşımıza çıkmaktadır. Milyonların yerlerinden edilerek yaşadıkları zulüm bir boyutuyken, diğer boyutu yerlerinden edildikten sonra copla, gazla, silahla sınırları geçmemelerini sağlamaya çalışan devlet şiddetidir.

Tüm bunlar yaşanırken de burjuvazi kendi kanalları aracıyla mülteciler için ülkelerinde yer olmadığını, bunu ekonomik olarak kaldıramayacaklarını ilan edip toplum üzerindeki korkuyu artırmaya çalışmaktadır. Ve böylece ırkçılar için de saldırılarını meşrulaştıracak ve artıracak zeminler yaratmaktalar.

“Katliam kötü, ama yabancılara karşı tepkilerin çıkış noktasını anlayabiliyorum” ifadesini kullanan ve fazlasıyla tehlikeli bir zihniyetin temsilcileri de “meydanı boş bulup” gerici duygu ve düşünceleri beslemekteler. Ancak her şey zıddıyla var olduğu gibi, burada da ırkçılığa karşı gelişen bir öfke var ve var olmayı sürdürecek. Ancak mültecilerle “Refugees welcome” (Sığınmacılar hoşgeldiniz) sloganıyla dayanışma gösteren kitle örgütlerinin esasen “Onların topraklarından çıkın!” çağrıları yapmaları gerekmektedir. Bu aynı zamanda Avrupa’da yaşayan göçmenlerin de oralara göç etme nedenlerini vurgulayacak ve sorunların kaynağını tartıştıracaktır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu