GüncelKültür&Sanat

HALKIN GÜNDEMİ | Beyoğlu’nda Tutsakların Sanat Sergisi: “Karanlıkta Kahkaha”

Karşı Sanat ve Ret Fotoğraf Kolektifi ve Görüşmüştür Kolektifi tarafından 21 Eylül ile 21 Ekim arasında Beyoğlu’nda sergilenen tutsakların sanatsal eserleri üzerine Özcan Yaman ile konuştuk.

Karşı Sanat ve Ret Fotoğraf Kolektifi ve Görüşmüştür Kolektifi tarafından 21 Eylül ile 21 Ekim arasında Beyoğlu’nda sergilenen tutsakların sanatsal eserleri üzerine Özcan Yaman ile bir söyleşi yaptık. Yaman, tutsakların dışarıdaki sesi olmak istediklerini söyledi ve “İnsanlar özgürce, mutlu bir ülkede yaşasınlar istiyoruz. Ve bu uğurda mücadele eden insanların, içeri atıldıklarını biliyoruz. Bizim de çocuklarımız, torunlarımız var, onların geleceği için buradan yankılanan, sese toplumumuzun cevap vermesi lazım. Biz o cevabın peşindeyiz” dedi.

– Karşı Sanat ve Ret Fotoğraf Kolektifi ve Görüşmüştür Kollektifiyle birlikte uzun bir zamandır tutsakların dışarıya yazdıkları, çizdikleri çeşitli sanat eserleri diyebileceğimiz fotoğraflarla bir sergi yapıyorsunuz. BU fikir nasıl ortaya çıktı?

– Sanat, yaratmak demektir. İnsanlar düşüncelerini bir şekilde biçime kavuşturmaya çalışırlar ve bunun paylaşılmasını isterler. Bütün hapishaneler tarihine baktığımızda görürüz ki, bir sürü büyük sanatçılar çıkmıştır hapishanelerden ama hapishaneye girerken sanatçı olarak girmemiştir çoğu. Onların hayata ilişkin düşüncelerini gerçekleşmek için ideolojik düşünceleri olur, her şey olabilir. Hapishaneye girdiklerinde dört duvar arasındalardır. Ve onu hapishaneye koyan zihniyet ya da muktedirler yıkılmasını, yılmasını ve çürümesini isterler. Orada insanı ayakta tutan şey direnme gücü, umut ve inançtır.

Dolayısıyla beyni çalışan, sürekli düşünen insan, düşüncelerini forme etmek ister. Yani biçime kavuşturmak ister. Bu nedenle peçete üzerine şiirlerini yazar. Ne bileyim kanıyla iki tane dize yazar. Ki tarihte çok vardır böyle şeyler. Daha olanakları varsa boyalarla resim yapar. Bu, insanların sivil hayatta yani dışarıdayken belki farkında olmadıkları yeteneklerinin açığa çıkmasını da sağlıyor. Dışarıda günlük hayat içerisinde ya da mücadelenin başka alanlarında koşuştururken hiç kendinde yeteneğini fark etmeyen insan, hapse girdiği zaman bu yetenekleri öne çıkmaya başlıyor. Bu yeteneğin öne çıkmasını sağlayan şey de daha çok yoksunluk. Özgürlükten mahrumiyet ama bu özgürlükten mahrumiyet derken aslında içeride de dışarıda da düşünen insan, düşündüğü sürece özgürdür. Yani bunu ayrı bir tırnak içinde söylüyorum. Bize bunu ispatlıyorlar.

Her insan doğuştan sanatçı olmaz. Öyle Allah vergisi falan filan da değildir. Gözlem gücü, yorumlama yani tahlil edebilme becerisi gerektiren bir şeydir ve bilindiği gibi bizim bu açtığımız sergilerdeki katılımcı olan mahpusların çoğu politik tutsaklar. Politik oldukları için zaten beyinleri zehir gibi çalışan insanlar. Biraz olanak verilse, nelerin olabileceğini bize gösteriyorlar bir anlamda da.

Zannediyorum 2016 civarıydı. Görülmüştür.org diye bir site var. Bu site, kolektif çalışan bir site. Eski mahkûmların, dışarıda da ilişkilerini sürdürerek içeriyle olan bağı hala sürdürmeye çalışmalarından vb. yapılıyor. Hazır yeri gelmişken herkese internet üzerinden kolayca ulaşılabilecekleri görülmüştür.org’u takip etmelerini tavsiye ederim ki daha iyi bilgiyi oradan alabilirler. Güncel sorunlar, hapishanelerle ilgili, içeridekilerin dışarıya olan bağlantılarını mektup, öykü, şiir, resim vs. ne varsa hepsi internet sitesinde yayınlanıyor ve bir sınır var içeriyle dışarı arasında.

Dışarıdakiler özgür olduklarını zannediyor. Yani bizler kendimizi öyle zannediyoruz. Niye? Bak sigaramızı içiyoruz. Arabaya binip bir yerden bir yere gidiyoruz falan ama hâlbuki büyük bir açık hava cezaevinde yaşıyoruz ve kimin ne zaman hapishaneye gireceği belli değil bu ülkede. Dolayısıyla bugün rahatız, serbestiz daha doğrusu. Özgür değiliz çünkü özgürlük dediğimizde eğitim, sağlık, barınma gibi sorunların ortadan kalktığı, insanların düşüncelerini serbestçe tartışabildiği demokratik bir düzen sağlayabilir. O yok, o zaman hepimiz tutsağız aslında. Fakat buna rağmen bizden daha çok hareket alanı kısıtlanmış ama düşünce dünyaları açılmış insanlar içeridekiler.

Şimdi onlar içeride üretiyorlar. Sanat ürünleri üretiyorlar. Bunlar eşi, dostu, arkadaşı kendi arasında kalıyor. Görülmüştür.org bunları alıp biraz kermesvari sergilemelerle başladı yıllar önce. 2016’da. Ret Fotoğraf grubuyla bağlantıya geçti. Dedi ki “biz içerideki tutuklularla, dışarıdakiler arasında bir köprü kurmak istiyoruz. Bu köprüyü, fotoğrafla nasıl yapabiliriz?” Ben de dedim ki, “İçeriye bir fotoğraf yollayalım. Onlardan yorum isteyelim.” Çiçek, böcek, aşıklar, gün batımı vb. Böyle fotoğraflar yolladık. Yani daha çok duyguya hitap eden fotoğraflar tercih ettik. Çünkü politik fotoğraflar, mitingde slogan atan sol havaya elini havaya kaldırmış, kızıl bayrakla vb. zaten onlar hep içinde oldukları şeyler. Biraz içe dönük bir şey olsun dedik. Biz dışarıdan elli-altmış fotoğrafçıdan fotoğraf topladık. Ve bunları yolladık. İçeride her mahpusun bu fotoğraflara bakarak yorum yapmasını istedik. Öyle yorumlar geldi ki, dışarıda sanat dünyasından, edebiyat dünyasından insanlar bile şok oldular. Ve bu çok büyük ses getirdi. “Dışarıdan İçeriye Fotoğraf Köprüsü” şeklinde bir isimdi. Türkiye’nin başka şehirlerinde de açtık… Urfa, Diyarbakır, Ankara, İzmir gibi. Ayrıca Köln, Mannheim, Paris gibi yurtdışına da gitti. Sonra içeriden istekler geldi. “Bu sene ne yapacağız? Yine aynı şey olmasın. Bu sefer tersini yapalım” dediler. “İçeriden Dışarıya Fotoğraf” dediler.

Ben yıllar önce Evrensel’e bir yazı yazmıştım. Ben hapse girsem ne yaparım? Ben bir fotoğrafçıyım. İçeride fotoğraf çekemeyeceğime göre ancak düşüncemde çekebilirim. Ve içerideki arkadaşlara seslenmiştim. Demiştim ki; siz tasarlayın, kurgulayın söyleyin bize. Biz çekelim. Neyin fotoğrafını, nasıl istiyorsunuz? Bunu da Adil Okay okumuş. Biz oradan bağlantı kurduk zaten. “Senin böyle bir yazın vardı, gel bunu gerçekleştirelim” dedi. Onun üzerine bu sefer de içerdekilere dedik ki, “siz eğer dışarıda olsaydınız neyin fotoğrafını, nasıl çekmek isterdiniz? Ne fotoğrafı çekmek isterdiniz?” O kadar duygusal metinler geldi ki, biz o metinleri fotoğrafçılara dağıttık. Dedik ki “kardeşim bunu ister doğrudan çek, ister belgesel olarak çek. İster bilgisayarda üret, sanal şekilde istersniz ama bu fotoğrafı yapın.”

Bir tanesi 20-25 yıl önce Harem’den otobüse binerken gün batmak üzereymiş. Kız Kulesi’ne karşı orada kayalıklar vardır. Harem’in orada. Orada iki sevgili sarılmış birbirine, günbatımını seyrediyormuş. Vatandaş, ben de bir gün sevgilimle burada oturup gün batımını seyredebilecek miyim diye düşünmüş ama hapse girmiş. Yirmi yıldır da hapiste yatıyor. Bunu söylüyor mesela, bunu yazmış. Biz de bunları fotoğrafçıya verdik. O da iki tane manken, model arkadaş, alıyor, oturtuyor. Onun istediği şekilde o fotoğrafı çekiyor. Bu arada dışarıdakilerle içeridekilerin mektuplaşmasını özellikle istiyoruz. Yani fotoğrafı yolluyorsun, o kişi, burası olmamış diyebilir, revize edeceksin filan. Bu arada tanışıp ve hala mektuplaşan insanlar var. Gönül bağı oluşanlar oldu.

Ondan sonraki yıl ne yapalım dedik Pandemiye denk geldik. Dedik ki, biz bir kavram verelim. Dışarıdaki bizler için özgürlüğün anlamı, özgürlük kavramının anlamı nedir? Peki, içeride bizce özgür olmayanlar için özgürlüğün anlamı nedir? Bize özgürlük kavramını açıklar mısınız dedik. Ya da siz ne hissediyorsunuz özgürlük deyince diye sorduk. Onunla ilgili içeriden kimi karikatür çizerek, kimi bir paragraf yazıyla, kimi iki sayfa yazıyla düşüncelerini paylaştı.

Adil Okay ve edebiyat ekibi çok uzunları özetledi, fotoğrafçılara da dağıtalım diye ve dağıttık. Onların özgürlük düşüncelerini, görselliğe döktük. Ve burada sergiledik. O zaman pandemi dönemiydi. İşte bu seneye geldik. Bu sene de dedik ki “ne yapalım?” Bizim Karşı Sanat’taki arkadaşlar dediler ki “bu sefer biz bir mektup yazalım. Karşı Sanat olarak. Ona gelen cevaplardan bir şeyler yapalım.”

“Bizim amacımız içerinin sesini duyurmak”

Geçen seneki Özgürlüğün Sesi Sergisi çok büyük ses getirdi. Hem Susma Platformu yılın sergisi seçti hem içerik olarak hem biçim olarak hem sunuş olarak bir ilkti Türkiye’de. Yani hapishanelerin sesini bu kadar görselliğe dökme becerisini gösterdik. Sunuş biçimi de farklıydı. Fotokopi kâğıtları yan yana koyarak bir sergi olmaktan çıkmıştı. Tabii bunların bir de kataloglarını yapmaya başladık. Herkes bize şu kadar para versin demiyoruz, tutuklulardan zaten para isteyemiyoruz. Dışarıdakilerin zaten parası yok. Gönüllülük temelinde, kolektif çalışma içerisinde ekonomik durumu yerinde olan bağış anlamında katkı koyabiliyorsa koyuyor. Koyamıyorsa da işte Görülmüştür ve Ret Fotoğraf, kendi arasında imece usulü halletik. Karşı Sanat’ın da yardımlarıyla gerçekleştiriyoruz bunları.

Bu yıl, kataloğumuzu çıkartamadık, çıkartamıyoruz. Çünkü tahmin ettiğimiz maliyetlerin çok çok üstünde. Bizim amacımız burada büyük sanat eserleri sergilemek değil. Amacımız yüreklere seslenmek, içerinin sesini duyurmak. Ben Barkın Timtik ile mektuplaşmıştım. F tipi-S tipi-T tipi-L tipi… Yani bütün harflerde cezaevleri var. Şimdi başımızın belası Y tipleri. Y Tipleri hakkında bayağı güzel bilgiler verdiği bir mektuptu. Bunun duyurulmasını istiyordu. Mesela bu sergiye de onu da kattık. Y tipleri konusunda Çağdaş Hukukçular Derneği’nin de bir raporu var. Yani içerideki sanat nesneleri üreten insanların ürettiklerinin paylaşılmasını, bunların toplumda ses getirmesini istiyoruz.

– Bu senenin temasının Karanlıkta Kahkaha olmasının nedeni bulunduğumuz politik atmosfer diyebilir miyiz? Bu tema nasıl seçildi?

– Fransız bir sanatçı var. Ressam ve karikatürist. Döneminin iktidar erkini eleştirdiği karikatürleriyle bilinir. Daumier’in bir sözü var. Der ki “alay et, yıkılacaklar”. Mizah varsa bir şeyin içinde, ironi varsa o, çok büyük etki yapar. Biz, o mektubun altına da dedik ki, sergi için isim önerileriniz var mı? Bir sürü isim önerisi geldi. Sonra bir arkadaş da -yirmi iki yıldır tutuklu olan bir tutsak- Karanlıkta Kahkaha olsun dedi ve herkes çok beğendi. Tam da böyle hava bir anda kararır, gündüz vakti böyle. Gece mi oldu filan deriz. Öyle bir dönem yaşıyoruz ülke. Ve burada da kahkaha atmak gerekiyor, “ti”ye almak gerekiyor. Alay etmek gerekiyor. Bunlar hep başımızın üstünden geçecek. İşte bu şekilde “Karanlıkta Kahkaha” olsun dedik. Çünkü gerçekten çok karanlık. Hem içerisi hem dışarısı.

– Sergiye nasıl bir ilgi var? Daha çok kimler geliyor?

İlgi var. Yoğunluğu biraz da ülkenin koşullarından kaynaklı. Geçen sene mesela çok yoğun ilgi vardı. Çünkü konjonktür biraz daha yumuşaktı. Seçimler bekliyordu vb. Yine aynı konuda benzer bir dönem olmasına rağmen geçen seneye oranla biraz düşük başladık. Pandemiden çıkılmıştı. Daha yeni insanlar akın akın bir yerlere gidiyordu. Şimdi artık otuz lira olmuş yol parası, kalkıp gelmek mümkün değil. Bir de bizim sergiye gelecek olan kesimler, biliyorsun İstanbul’un varoşlarından gelecek insanlar. Ulaşım sorunu, çalışma sorunu, işsizlik, ekonominin bu kadar dibe vurması bu insanları zorluyor. Ama onun dışında burada açılan sergiler içerisinde en çok rağbet gören bu sergi. Ben bağlantının kurulduğuna inanıyorum. Hatta bugün bir akademisyen gelip hapishaneler konusunda bir çalışması olduğunu ve bu konuyla ilgili bağlantı kurmak istediğini söyledi. Bu bile bir kazanım.

Şöyle bir düşünelim? Bizim amacımız içerinin sesini dışarıda duyurmak. Dışarıda da aileler, içeride olan arkadaşların aileleri olsun, onların arkadaşları, ideolojik yakınları, insan çeperini genişlettikçe bir kaynaşma oluyor. Bizim derdimiz bu. Böyle dar kaotik tartışmaların ya da o grup var, bu grup yok diye bir şey yok. Bütün politik tutsaklar var. Biz hepsine çağrıda bulunuyoruz ama bazıları katılmıyorlar. Biz orasına bakmıyoruz. Biz düşünceleri biçimlendirmekle uğraşıyoruz. Dışarıda onların düşüncelerinin biçimlenmiş hallerini gösterelim.

Müthiş yetenekli insanlar var. İlhan Çomak’ı biliyorsun. Ödüller aldı, kitapları basılıyor. Ama hala bir tutsak olarak içeride. Tutsak olmak, üretmeyi engellemiyor bence. Onlar üretsinler, biz de içeri girmediğimiz sürece görünür hale getirelim. Sizler de duyurun. Yani hepimiz üzerimize düşeni bir parça yaparsak aslında bu böyle imece usulü ilerler.

Biz hayatın güzelleştirilmesini istiyoruz. İnsanlar özgürce, mutlu bir ülkede yaşasınlar istiyoruz. Ve bu uğurda mücadele eden insanların, içeri atıldıklarını biliyoruz. Bizim de çocuklarımız, torunlarımız var, onların geleceği için buradan yankılanan, sese toplumumuzun da cevap vermesi lazım. Biz o cevabın peşindeyiz.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu