MakalelerPusula

Şimdi rehberimiz Sinan ve Rıza yoldaşlar

Kimbilir şu an yürüdüğümüz patikadan hangi yoldaşlar geçti? İçtiğimiz sudan kimler içti ya da dinlenmek için durduğumuz yerde hangi yoldaşlar dinlendi? Onların ayak seslerini duyuyorum, kaybolan ayak izlerini takip ediyorum. Gülüşleri ağaçlara sinmiş, rüzgarın uğultusunda bu gülüşleri yakalıyorum.

Yağmur damlalarının kağıdı ıslatmasıyla aklıma geliyor şehit düştüğünüz gün. Yağmurdan ıslanmıştık, açtığımız yağmurluğun kenarlarından rüzgarın serpiştirdiği yağmur damlaları üstümüze geliyordu. Yine de hep birlikte közün kenarına oturmuş, elime aldığım kitabı yoldaşlara da okuyordum, yoldaşlar da dinleyip yorum yapıyordu. Kitap hepimizin ilgisini çekmişti en çok da Sinan ve Rıza yoldaşların.

Faaliyet alanına çıkmak için hazırlandık, yoldaşlar askeri düzene geçmiş vedalaşıp ayrılacağız. Rıza yoldaş kanası almış omzuna, Sinan yoldaş da biksiyi. İlk yokuşa vardığımız zaman ben bu yokuş bir an önce bitsin derken Sinan yoldaşın olduğu yere varıyorum, gülümsüyor; yüzünde bir yorgunluk belirtisi yok, hemen takılıyorum “biksiyi almışsın ama yine benden hızlı çıkıyorsun” diye. Gülüyoruz, oturduğu yerden kalkıp beraber devam ediyoruz yokuşun devamını. Bir ara patikanın bir yerinde Rıza yoldaşı görüyorum ama erken kayboluyor gözden. Yokuşu bitirip mola yerine varana kadar orada oturmuş gelmemizi bekliyor. 

Rıza yoldaşın ara ara türkü söylemesiyle, Sinan yoldaşın kocaman kocaman gülümsemesiyle geçen bir yolculuk bu. Biraz dinlendikten sonra helikopter hareketliliğini fark ediyoruz. Sinan yoldaş “önden bir grup çıkalım, Boğaz’ı denetleyelim” diyor. Öyle yapıyoruz. En sonunda istediğimiz yere vardık, bundan sonrası yapabileceklerimizi konuşmakla geçti. Alana gelmenin mutluluğunu, yorgunluğunu yaşıyorduk.

Ekmeğimiz az kalmış, ekmek yapmak için hazırlıklara başladık. Yağmur da alana geldiğimizden beri yağıyor. Sinan yoldaş başka bir yoldaşa yardım etmeye gidiyor, her zaman olduğu gibi hemen her işin ucundan tutuyor.

Daha önce bahsettiğim kitap okuduğumuz gündü yoldaşların şehit düştükleri gün. O gün kitap okuduk, çay yaptık, sohbet ettik; zaman çok güzel geçiyordu. Rıza yoldaş kardeşinden, yereldeki yoldaşlardan bahsediyor, komik anılarını anlatıp bizi güldürüyordu. Bazen bir iki dakika duraksıyor sonra tekrar anlatıyordu. Şimdi bile anlattıkları aklıma geldikçe gülüyorum. Rıza yoldaşın duraksaması ona özgü idi, bir şey bir şey anlatırken durur sen o dakikalarda ne düşünür bilemezsin sonra devam ederdi. Bundan kaynaklı skeçlere çok konu olurdu, onun taklidini yapardık.

İlk helikopter sesini alınca iki yoldaş dürbün atmak için gittiler. Kalanlar da noktayı toplamak için uğraşıyordu. Yoldaş döndü ve skorskiler geçti, kobra da üstümüzde bir tur daha tamamlamışken noktayı vurmaya başladılar. Biz mevzilenmiş pozisyonda bekliyoruz. Ben, Rıza yoldaşın yanındayım, bir şaşkınlık durumu vardı ben de, bana “sakin ol yoldaş” diyor “çıkacağız”. Yoldaşlar kendi aralarında hızla bir planlama yapıyorlar, savunma grubu Sinan ve Rıza yoldaş olacaktı. Ben Sinan yoldaşın yakınına geldiğim esnada yoğun bir şekilde kobra vuruyordu. Sinan yoldaş bir yandan biksiyle uğraşıyor diğer yandan “buradan çıkacağız” diye sesleniyordu.

Buluşma yeri ayarlayıp bir grup geri çekilmeye başladık. En son arkama baktığımda Rıza yoldaş, Sinan yoldaşa doğru çekiliyordu. Bizim geri çekildiğimiz hattı ise kobra vurmuştu. Kobra yeniden tur almaya başladığı anda biz de yeniden mevzileniyorduk. Kobra vuruyor, biz hemen kendi aramızda konuşup kendimize yer belirliyor ve hareket ediyorduk. Bu sırada noktadan biksi sesi aldık ve anladık ki yoldaşlar kobraya sıkmışlardı. Bundan faydalanarak yerimizi değiştirdik. Kobra turunu tamamlayınca bu kez roketle vurmaya başladı. İçindeki pilotu bile görebiliyorduk, o kadar alçaktan uçuyor ve vuruyordu ki. Bu roketleri vurduktan sonra kobra gitti ama skorski çoktan indirme yapmış ve düşman konumlanmıştı. Biz bir yere kadar gidip beklemeye başladık, saat 18-19.00 gibi tekrar silah sesi aldık ve “yoldaşlar düşmanla karşılaştı herhalde, vurup geri çekilmeye başladılar” diye düşündük. Bu zaman diliminde kafamda hep birazdan düşman buradan geçecek fikri vardı. Yanımdaki yoldaşla sırt sırta vermiş silahımız elimizde gelmelerini bekliyorduk. Karanlık, saatin 22.00’yi göstermesi, durmadan yağan yağmur, sis… Ardından yoğun bir silah sesi…

Yanımızda sadece Rıza yoldaşın bize noktada yememiz için verdiği çikolatalar var ve düşman her tarafı tutmuş, kimse sağ çıkmasın diye uğraşıyor. Biz ise yoldaşların yanımıza geleceğinden emin şekilde bekliyoruz. Nasıl hareket ettiklerini tahmin etmeye çalışarak onları görünce anlatacaklarımızdan bahsediyoruz. O sabah kobralar tekrar gelip etrafı 25 dakika boyunca vurdular, skorski gelip gitti ve anladık ki düşman yoldaşların cenazesini almak için gelmiş. Biz bunu şehit düştüklerini öğrenince anladık. Yoldaşların şehit düştüğünü radyodan öğrendik. Oysa biz onların her an gelebileceklerini düşünerek geçirmiştik onlardan ayrı kaldığımız süreci.

Yoldaşlar, sizi beklediğimiz o günler gerçekten yoldaşlığın ne demek olduğunu bir daha anladım; yoldaşlık birbirine destek olmaktı. Tek başına bu da değildi, birbirine kenetlenmekti, sahiplenmek, birbirimizi kollamaktı… Biz belki askeri açıdan yenildik ama yoldaşlar bize bir daha öğrettiler ki bu davaya sevdalı olanlar asla teslim olmaz. Biliyorum yoldaşlar, yanımızda değilsiniz ama şu an bu yazıda bile sizinle buluşuyorum. Aynı göğün altındayız ve bizler aynı amaç için bir araya gelmiş yoldaşlığın en sadeliğiyle, en güzel haliyle savaş alanında yaşamış, savaş alanında tanışmışız sizinle.

Düşmana net duruşlarıyla tanıdık onları, çatışarak şehit düştüklerini biliyoruz, Sinan ve Rıza yoldaşlar… Sürece en iyi yanıtı verdiler teslim alınamayanların bayrağını en yükseklere çekerek, tarihimize düşürülen bir nottur onlar.

 

(Bir yoldaşları)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu