Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
GüncelMakaleler

YORUM | Kürt Ulusunun Kazanımlarına Yönelik Yeni Bir Saldırı Konsepti… Aşiretler Neden Ayaklandı?

SDG'ye (Suriye Demokratik Güçleri) bağlı Der Zor Askeri Meclisi’ndeki bazı unsurlar ve bu unsurların etki alanındaki aşiretler, SDG'ye ve özerk yönetime karşı ayaklandı. Peki bu ayaklanmanın özü neydi? İtici gücü ve onu teşvik eden faktörler nelerdi?

Son haftalarda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne bağlı Der Zor bölgesinde yaşanan çatışmalar, Suriye toplumunun hem iç hem de dış güçlerle yaşadığı çelişkileri yansıtıyor.

SDG’ye (Suriye Demokratik Güçleri) bağlı Der Zor Askeri Meclisi’ndeki bazı unsurlar ve bu unsurların etki alanındaki aşiretler, SDG’ye ve özerk yönetime karşı ayaklandı. Peki bu ayaklanmanın özü neydi? İtici gücü ve onu teşvik eden faktörler nelerdi?

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle Suriye toplumunun yapısını anlamamız gerekiyor. Rojava Devrimi, Suriye’nin kuzeyinde özellikle de Kürt bölgelerinde ilerleme kaydetmiş olsa da Suriye’de SDG’nin kontrolü altında olan ama siyasi etkisinin hala zayıf olduğu pek çok bölge var. Der Zor bunun en bilinen örneği ancak DAİŞ hücrelerinin rahatça barınabildiği Hol, Şeddade, Rakka, Tabka vb. alanlarda da durum aynı. Bu bölgelerde feodal sistem hem üretim ilişkilerinde hem de kültürel olarak hala varlığını sürdürmektedir. Aşiret ve klan sistemi, Suriye’nin tamamında, Kuzeyde ve Kürt bölgelerinde varlığını sürdürse de halkın günlük hayatını daha az etkilemektedir ve son yıllarda etkisi önemli ölçüde azalmıştır. Ancak daha güneydeki şehirlerde önemli bir rol oynamaya devam etmektedir. Sınıfsal karakterleri nedeniyle aşiret şeyhleri, savaşın başlangıcından bu yana sık sık oportünist tutuma sahip oldular; ister Suriye Rejimi ister DAİŞ ya ÖSO ya da SDG ile ilgili olsun, her dönem işbirliği tercihleri maddi çıkarlarına bağlı olarak değişti.

Suriye’deki başlıca aşiretler Baggara, Şamar, Tay, Cubur, Agedat’tır. Bunların yanında daha birçok aşiret ve klan vardır. Aşiretlerin kendileri de klanlara bölünmüştür. Örneğin Suriye’deki en büyük aşiret olan Baggara, yirmiden fazla klandan oluşmaktadır. Klan şeyhlerinin üyelerine ve ailelerine olan yakınlıkları nedeniyle bugün aşiret baş şeyhlerinden daha fazla etkiye sahip oldukları bir gerçektir. 2011’de başlayan ayaklanma ve iç savaştan bu yana tamamen birleşmiş ve tek bir tutuma sahip bir aşiret olmadığını anlamak önemlidir. Örneğin, Baggara aşiretinde SDG ile işbirliği yapan klanlar vardır. Bazı klanlar ise rejimle ve diğerleri ise Türkiye ve SMO (Suriye Milli Ordusu) çeteleriyle işbirliği içindedir. Aynı durum Cubur, Şamar ve Agedat gibi diğer büyük aşiretler için de geçerlidir.

Der Zor bölgesinde yaşanan çatışmalar özgülünde üzerinde durulması gereken Baggara ve özellikle de Agedat aşiretidir. Çünkü bu bölgede, bölge nüfusunun büyük çoğunluğunu bu aşiretler oluşturmaktadırlar. Der Zor bölgesi tamamen Sünni olduğu ve rejim tarafından sık sık baskıya maruz kaldığı için her zaman rejime düşman olmuştur. 2011’den bu yana Agedat’ın büyük bir çoğunluğu, ÖSO’ya (Özgür Suriye Ordusu) veya DAİŞ’e katıldı. İslamcı gericiler daima bu bölgede kendine bir taban bulmuştur. ÖSO’nun zayıflaması ve DAİŞ’in yenilgiye uğratılması ile birlikte bu aşiretlerin büyük çoğunluğu SDG ile işbirliği yapmak zorunda kaldı. Bunlardan biri de Ebu Havle ve klanıydı. Bu unsurlar, SDG’ye katılmadan önce ÖSO’cuydu. Ebu Havle, rejime olan nefreti nedeniyle her zaman ABD emperyalizminin gözdesi olmuştur. Hatta Ebu Havle geçmişte, rejim ve İranlı milislerle savaşmaya hazır olduğunu açıkça beyan etmiştir. Ebu Havle’nin açıklamalarının aksine, bölgede askeri güçlerini rejim düşmanı olarak konumlandırmaktan kaçınmayı tercih eden SDG’nin birkaç hafta önceki İran’a bağlı gruplara karşı savaşmayacakları açıklamalarıyla da olası SDG’nin çekilmeye çalışıldığı çatışma ortamının önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Bu nedenle ABD emperyalizmi, Der Zor bölgesinde İranlı milislerle savaşabilecek ÖSO güçlerinin önünün açılmasında, SDG’yi zayıflatmakta ve diğer muhalif grupları güçlendirmek için istikrarsızlığın yaratılmasında çıkarı olduğu açıktır. Çünkü bu bölge hem İranlı milisler ve rejimle ana cephe hattının olması hem de bölgede Suriye’nin ana petrol kaynaklarının bulunması açısından önemli bir bölgedir.

Agedat aşiretinin geri kalan klanları, bu çatışmalarda tarafsız kalmaya çalıştı.

Suriye’nin en büyük aşireti olan Baggara, çoğunlukla rejim ya da SDG yanlısı aşiretlerden oluşuyor. İç savaşın başlamasından bu yana çok az aşiret SMO ve DAİŞ çetelerini desteklemiştir ve Serê Kaniyê, Gire Spi’den Abu Havle’nin ayaklanmasını desteklediklerini ilan edenler de bu klanlardır.

Ayaklanmadan kim sorumlu?

Bu ayaklanmadan rejimin ya da emperyalistlerin doğrudan sorumlu olduğunu düşünmek yanlıştır. Kuşkusuz bölgede rejimin ve emperyalist güçlerin bu çelişkileri derinleştirmek ve kendi lehlerine çevirme gibi çabalarının olduğu bir gerçektir. Ancak esasta bu gerici ayaklanmanın başta Ebu Havle olmak üzere bazı klanlar ve SDG arasındaki mevcut çelişkinin bir sonucu olarak yaşandığını söylemek daha doğru bir değerlendirme olacaktır. Mevcut çelişki ise bu gerici unsurların ekonomik kaynaklar üzerinde hakimiyet sağlama ve bu bölgeleri kendi denetimine alma amaçlarıdır.

Şunu belirtmek gerekir ki; 2011’de ayaklanmaların başlaması ve rejimin zayıflamasıyla birlikte Agedat aşireti, petrol kaynaklarının bir kısmını ele geçirmiş ve bu da onların çok zenginleşmesini sağlamıştır. DAİŞ operasyonlarının 2018’de sona ermesi ve bölgenin SDG ve rejim tarafından geri alınmasıyla bu zenginleşme sona erdi. Ardından bölgede SDG öncülüğünde uyuşturucu kaçakçılığına karşı yürütülen operasyonlarla çelişkiler büyümeye devam etti ve uyuşturucu kaçakçılığı Ebu Havle için diğer önemli gelir kaynağıydı.

Ebu Havle zaten bölgedeki aşiretler arasındaki çatışmalardan sorumluydu ve ABD emperyalizminin desteğiyle Der Zor Askeri Meclisi’nin kontrolü Ebu Havle’ye verilerek sakinlik yeniden sağlandı. O zamandan bu yana Ebu Havle nüfuzunu ve elindeki askeri kaynakları kendisini zenginleştirmek için kullanmaya devam etti ve DAİŞ hücrelerinin örgütlenip SDG’ye yönelik saldırılarına devam etmeleri için kapı açtı.

Baggara aşireti baş şeyhi Nawaf Al Başir’in SDG’ye karşıt yaptığı açıklamalar burjuva medyasında defalarca yer aldı. Nawaf Al Bachir, savaşın başlangıcına kadar Irak ve Suriye’deki Baggara aşiretinin önderiydi. 2011 yılında muhalif ÖSO’culara katıldı ve ardından Türkiye’ye kaçtı ve oradan da İran’a giderek Suriye’de İran ajanı oldu. Şu anda Suriye ordusunda ama tüm Baggara aşireti tarafından reddediliyor, hain olarak görülüyor ve tüm yetkisi elinden alındı.

Hem rejim hem de ABD emperyalistleri bu çelişkilerden faydalanmaya çalıştı. Ebu Havle’nin rejimle ve İranlılarla bir bağı olmadığı, çünkü çıkarlarının tamamen zıt olduğu aşikardır. Fakat bununla birlikte ABD emperyalizminin ve Türkiye’nin SDG’nin bu bölgede zayıflamasında her türlü çıkarı olduğu açıktır. Aynı gün Minbiç’te sivillerin katledilmesinin ve Til Temir cephesinde 2020’de cephe hattının istikrara kavuşmasından bu yana görülmemiş ölçekte bir kara saldırısının gerçekleşmesinin nedeni budur. Bu saldırı, SDG tarafından ciddi bir karşılık verilerek boşa düşürülmüş ve MSO’ya önemli ölçüde kayıp verdirmiştir. Bu saldırının amacı SDG’nin dikkatini başka yöne çekmek ve güçlerini dağıtmasını sağlamaktı.

Rejim ve İranlılara gelince, Ebu Havle’yi desteklemediler ancak ana petrol yataklarının bulunduğu Fırat’ın doğusunda alan kazanmak için SDG’nin yaşayacağı zorluklardan faydalanmaya çalıştılar.

Kürtlerin gerçek dostu dağlardır!

Yine aynı konuda, son zamanlarda Kerkük’te yaşananlar önemlidir. Petrol açısından zengin olan Kerkük, burayı kontrol edenler için stratejik bir konumdadır. Yakın geçmişte Kürt hareketi, şehri DAİŞ’ten geri almış, 2017 referandumu ve ardından gelen dağılma ile Irak hükümeti, çoğunluğu Kürt olan nüfusa rağmen kontrolü yeniden ele geçirmiştir. Yerel Arap ve Türkmen hükümetine karşı çıkmasına rağmen Bağdat’taki merkezi hükümet Kerkük’ü KDP’ye iade etmeye karar vermişti.

Irak hükümeti, operasyon karargahını KDP’ye devretmek üzereyken -ki bu şehrin yönetimini devretmek anlamına geliyordu- Kerkük’ün Arap ve Türkmen azınlıkları bu karara karşı ayaklandı ve bir yanda Kürtler diğer yanda Araplar ve Türkmenler arasında çatışmalara yol açarak 4 Kürdün ölümüne neden oldu. Kürt ve Arap hükümetleri, halklar arasındaki nefreti körüklemekten başka bir şey yapmamaktadır.

Kerkük bugün dört büyük siyasi gruba bölünmüş durumda: Kürtler için KDP ve YNK -YNK kitleler içinde çoğunluğa sahiptir-; Türkmen Cephesi ve Arap koalisyonu. Şehrin operasyon karargahının KDP’ye devredilmesi kararı şehrin diğer bileşenlerine danışılmadan Irak Başbakanı ile KDP arasında varılan bir anlaşmaydı. YNK ve KDP arasındaki ilişki göz önüne alındığında, KDP’nin siyasi varlığını güçlendirmek YNK’nin de çıkarına değildir. Bu nedenle karar, siyasi örgütlerin çoğunluğuna rağmen alınmıştır. Aralık ayında Irak’ta vilayet seçimleri yapılacak ve Kerkük’ün KDP’ye devredilmesi Arap ve Türkmen örgütlerinin merkezi parlamentodaki temsiliyetini azaltacaktır.

Kerkük’te olduğu gibi Der Zor’da da egemen sınıflar, kendi sınıf çıkarlarını savunmak için uluslar ya da dinler arasındaki çelişkileri derinleştirmede her zamankinden daha sistematik bir şekilde yapmaktadırlar. Burjuva medyanın da desteğiyle Arap halkının çıkarlarını Kürt halkının çıkarlarından farklı hatta onlara karşıtmış gibi göstermeye çalışmaktadırlar. “Der Zor’da Kürt güçleri Arap aşiretlerini bastırıyor; Kerkük’te Araplar ve Türkmenler Kürt egemenliğini reddediyor” son birkaç haftanın olayları bize bu şekilde sunulurken, aslında üzerinde savaşılanın emperyalistlerin ve bölge gerici hegamonik güçlerin sınıf çıkarları olduğu gerçeği gizlenmeye çalışılmaktadır.

Gerek Der Zor’daki çatışmalar gerekse de Kerkük özelinde yaşanan sorunların merkezinde Kürtlerin olması şaşırtıcı olmamalıdır. Bir bütün Kürdistan bölgesi üzerinden Kürt ulusunun kazanımlarına yönelik yeni bir saldırı konsepti geliştirilmeye çalışıldığı sır değildir. Bu konseptte KDP’ye özel bir misyon biçildiğini belirtmekte fayda vardır. Kuzeyde Türk devletinin güneyde İran ve daha genel olarak emperyalistler Kürtlerin hakimiyet alanlarını daraltarak KDP’nin ideolojik politik çizgisinde bir Kürt bölgesi yaratmaya çalışmaktadırlar. Bu saldırılar karşında Kürtlerin gerçek dostunun dağlar olduğu yine belirginlik kazanmıştır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu