GüncelKadınMakaleler

KADINLARIN BİRLİĞİ | Kutuplaşma, bölünme her zaman ve her haliyle kötü mü? -2-

Halkı, “örümcek kafalılar”, “aptallar”, “laik elitler”, “koyunlar”, “24 saat elinde viski kadehiyle gezinenler”, “Geziciler”, “15 Temmuzcular” vb. vb. şekillerde bölenlerin, bu şekilde halk kitlelerini burjuva kliklerden birinin peşine takmaktan başka amacı yoktur.

Birinci bölümde de ifade ettiğimiz gibi AKP-MHP iktidarının yarattığı yoksulluk, yıkım, acı vb. yirmi yıl içerisinde öyle bir noktaya geldi ki, halk kitlelerinin yarıya yakını “cehennemin kapılarını kapatmak” adına, “bu iktidar gitsin de, ne olursa olsun” diyerek adeta yılana sarıldı. Bugün artık sarıldıkları umudun “yılan” olduğunu önemli bir kesim gördü. Onların, “(en azından) dürüst” diyerek oy verdikleri, destekledikleri Kılıçdaroğlu’nun da “devletin bekası”ndan öte bir şey düşünmediği, bunun için de her ne olursa olsun yapmaya hazır olduğu, hareket noktasının halk olmadığı, hatta halkı devletin bekasına rahatlıkla feda edebildiği/ettiği ortaya çıktı. Türk devletinin kurucu partisi olarak CHP’nin dün ne idiyse, bugün de aynı olduğu, Kemalist devlet kurumunun “hükümet olmasa dahi” her daim bekçisi olduğu gözler önüne serildi.

Seçim sonuçları ve sonrasında ortaya çıkan iddialar ve kimi itiraflarla halkın bir kesimi gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı, ancak bu, devrimci bir bilincin geliştiği anlamına elbette gelmiyor. Yine de bu bilincin gelişmesi için belli bir zeminin oluştuğunu, sistem politikasından belli derecede uzaklaştığını söyleyebiliriz. Mevcut durumun doğru değerlendirilerek bu bilincin geliştirilmesi görevinin, komünistlerin ve devrimcilerin omuzlarında olduğunu söylemeye ihtiyaç olmasa gerek…

Bunu yapabilmek için, öncelikle devrimci ve komünistlerin toplumun “kutuplaşmasını”, “bölünmüşlüğünü” doğru bir zemine oturtması gerekir. Halk kitlelerinin “AKP destekçisi”, “Erdoğan taraftarı” ve çeşitli “muhalefet” partilerinin seçmenleri şeklindeki bölünmüşlüğüne parmak basmaksızın, bu tür bir bölünmüşlüğe net bir tutum alıp kitlelere bunun nasıl bir zehir olduğunu anlatmaksızın mevcut “kutuplaşma”dan iktidarıyla muhalefetiyle bir bütün burjuva-feodal sistem faydalanacaktır (faydalanmaktadır).

Halkı, “örümcek kafalılar”, “aptallar”, “laik elitler”, “koyunlar”, “24 saat elinde viski kadehiyle gezinenler”, “Geziciler”, “15 Temmuzcular” vb. vb. şekillerde bölenlerin, bu şekilde halk kitlelerini burjuva kliklerden birinin peşine takmaktan başka amacı yoktur. Halkı, AKP’liler ya da CHP’liler, MHP’liler vb. tanımlayanlar ve “seçmen” olarak kodlayanlar, (objektif olarak) bu sömürü sisteminin ilelebet devam etmesini isteyenlerden başkaları olamaz. Bizler için ise halk, İbrahim Kaypakkaya’nın önemle vurgu yaptığı gibi “her tarihi dönemde devrimden menfaati olan, devrim safında yer alan sınıf ve tabakaları ifade eder.” Bu tanımın içinde “başı açık-kapalı”, “AKP’li-CHP’li”, “muhafazakâr-seküler”, “Alevi-Sünni” vb. ayrımlar yoktur.

Elbette bu şekilde tanımladığımız ve işçi sınıfı başta olmak üzere devrimden çıkarı olan sınıf ve tabakalardan oluşan halk, (ulusal, inançsal ya da cinsiyet vb. açısından) farklı farklı kimliklere sahiptir ve ezilen tüm kimliklerin mücadelesi sınıf mücadelesinin bir parçası haline getirilerek devrimin temel bileşenlerine dönüştürülürler. Klasik cümleyle ifade edersek, demokrasi ve özgürlükler için yürütülen mücadeleler, sınıf mücadelesine tabi kılınarak onun bir parçası haline getirildiği oranda gerçek kurtuluşun (komünizmin) yapı taşları olurlar. Tersine, sınıf mücadelesinin ırmağıyla birleşmeyen, onu beslemeyen hiçbir mücadelenin, denize ve oradan da okyanusa ulaşma şansı yoktur.

Bu bakış açısından, yani işçi sınıfının ideolojisinden beslenerek devam edersek, komünist kadınlar ve LGBTİ+’lar için de, bölünmeyi doğru noktadan sağlamak, kutuplaşmayı sınıfsal zeminde yaşama geçirmek gerçek kurtuluşumuz için olmazsa olmazdır. Kadın ve LGBTİ+ kitlelerini şu ya da bu aidiyetler üzerinden değil, sınıfsal zeminde değerlendirmek, belli mücadelelerle kimi özgürlükler kazanılsa dahi, kurtuluşun komünizmde olduğunu göstermek, bunun için de devrimden menfaati olan, devrim safında yer alan sınıf ve tabakaların -yani halkın- bu bir avuç ataerkil, heteroseksist, sömürücü sınıflara ve onların devletine-sistemine karşı mücadeleden geçtiğini öncelikle kendimizde bilince çıkarmak-tazelemek gerekir. Ayrıca bu mücadelenin, sadece protesto eden, sadece görüş beyan eden, sadece teşhir eden, tartışan, “tarihe not düşen” vb. “yöntemlere” sıkıştırılamayacağı gerçeğini özellikle 2000’li yılların başından itibaren net olarak gördük. Sınıfsal bir kopuş için, elbette sınıfa dayanan ve her türlü yöntemi içeren militan bir çizgiyi yaşamın ve mücadelenin her alanında etkin kılmalıyız. Yani bölünmek gerekiyorsa (kesinlikle gerekiyor), militan-etkin bir mücadele hattıyla doğru yerden bölünmeliyiz. Bitti

KADINLARIN BİRLİĞİ | Kutuplaşma, Bölünme Her Zaman ve Her Haliyle Kötü Mü? -1-

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu