GüncelMakaleler

SÖYLEŞİ | “Devlet Çaresizliğinin Görünmesini İstemiyor!”

Maraş merkezli meydana gelen depremde en çok yara alan bölgelerden biri de Antakya. Antakyada'ki durumu ve Koordinasyon çalışmalarını gönüllülerden Cihan ve Mücadele Birliği okuru Muhammed Hizmetçi ile konuştuk.

Depremde en çok yara alan bölgelerden biri de Antakya. Arama-kurtarma çalışmalarının ve de yardımların da neredeyse tamamen gönüllüler tarafından yapıldığı Antakya’da bu çalışmaları daha etkili hale getirmek için bir Koordinasyon kuruldu. Kentteki durumu ve Koordinasyon çalışmalarını gönüllülerden Cihan ve Mücadele Birliği okuru Muhammed Hizmetçi ile konuştuk.

 “Kameraların arkası tam bir hüsran!”

– Buradaki genel tablo hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Cihan: Depremin ilk gününden itibaren buradayız. Ve o günden beri hiçbir şekilde profesyonel bir yardım göremedik maalesef. Demokratik kitle örgütlerinin yardımları destekleri sayesinde insanlar günlerdir yaşadıkları büyük acıya karşı direnebilmekteler. Gönül isterdi ki, bu tür durumlar tüm düşünce ve siyasi farklılıkları aradan kaldırsın, hep birlikte hareket edebilelim. Fakat maalesef sadece biz ve diğer demokratik kitle kuruluşları, örgütleri olarak burada yer almaktayız. Burada kime sorsanız aynı şeyi söyleyecektir.

İlk günlerde maalesef Hatay’a gönderilen ekipler sadece AFAD gönüllülerinden oluşmaktaydı. Şehrin göbeğindeki enkazda polisler, askerler yer almaktaydı fakat ne bir malzeme ne bir araç vardı ellerinde. Ayrıca bu AFAD gönüllüleri tecrübesizdi. Yaklaşık 50-60 günüllünün başına bir tane tecrübeli çalışan koymuşlar. Bu çalışan, koordinasyonu sağlayamıyor, tek başına müdahale edemiyordu. Gönüllülerin buldukları sesler, halkın ya da bizim duyduğumuz-bulduğumuz sesler iletildiğinde ise “sıraya girmemizi”, “meşgul olduklarını”, “ellerinden bir şey gelmeyeceğini” söylediler. Boş oturduğunu gördüğümüz arkadaşlara, AFAD gönüllülerine seslendiğimizde ise bize orayla “ilgilenmekle” yükümlü olduklarını belirttiler ancak bu “ilgilenmekten” kasıtları nedir, bilmiyorum! Çay içmek, oturmak… Sorarsanız, bahaneleri ellerinde malzemelerinin olmadığı. Fakat ilk günlerden beri insanlar elleriyle kazıya kazıya yaralıları çıkardılar enkazlardan.

Şehrin merkezine gelen, bir-iki binayı kapsayan kapsamlı-donanımlı kurtarma ekipleri ikinci günün gecesi ve üçüncü günün öğlen arasında geldiler. Ve bir anda bölge TV ekiplerinin akınına uğradı. Fakat bu kanallar görüntüleri tek bir açıdan çekiyorlardı. Arkalarındaki enkaz, yıkım hiçbirinin umurunda değil. Ne hikmettir ki; TV kameralarının önünde yemek dağıtılıyor, ekipler çalışıyor, bir vinç operatörü çalışıyor ama arkasına baktığınızda tam bir hüsran.

Biz buraya, buradaki çarkın eksikliğini doldurmaya geldik. Makinanın işleyişini sağlamaya geldik yani. Halka yardım etmeye, halkı yaşatabilmeye geldik. İsteyen kişilere ulaşım yardımı sunuyoruz. Ya da burada barınmaya devam etmek isteyen kişilere barınma imkanları sağlıyoruz, çadırlarımızı kuruyoruz. Malzeme, erzak desteğinde bulunuyoruz. Ama bu tablo nereye kadar bu şekilde gidecek bilmiyoruz. Şehir merkezinde polis ve asker üniformalı-silahsız şekilde dolaşmakta. “Dolaşmakta” diyorum çünkü ben bir yardım göremedim. Fakat bizim sosyalist kurumlarımızın, kuruluşlarımızın, demokratik kurum ve örgütlerimizin yardım çadırı vb. kurduğu yerlerde ne hikmettir ki polisler silahlarıyla, askerler uzun namlulu tüfekleriyle gezmekteler. Soracak olursanız “yağmayı engellemek” için olduğunu söyleyecekler.

“Çalışmaları tamamen gönüllü gruplar yürütüyor!”

– Burada Antakya merkezli bir koordinasyon kuruldu. Hem HPD/HDK’nin, KESK’in ve BMG’nin de içerisinde olduğu bir koordinasyon. Bu koordinasyonla ilgili bilgi verebilir misin?

Muhammed: Burada depremden hemen sonra çeşitli kurumlar bir araya gelmeye çalıştı. Farklı koordinasyon noktaları oluştu. Örneğin TİP’in bir noktası var, TKP’nin var. TÖP’ün ya da Halkevleri’nin de var. Ayrıca HDP/HDK, BMG bileşenlerinin bir kısmının olduğu bir koordinasyon da kurulmaya çalıştı. Biraz dağınık çünkü gerçekten de kaotik bir durum var başından beridir.

Ama yine de en başından beri halkımızın gönderdiği yardımlar, ihtiyaçlar vs. hızla ulaşmaya başladı. Bu koordinasyon, AFAD’ın veya herhangi bir devlet kurumunun desteğiyle yapılmıyor. Bunlar tamamen Kürt halkının, emekçilerin dayanışmasıyla gönderilen yardımlar. Bunun altını öncelikle çizmek gerekiyor.

Bununla birlikte zaten Whatsapp’ta, İnstagram’da, sosyal medyanın olduğu yerlerde hızla insanlar bir şekilde organize oluyor. Depremden hemen sonra da böyle oldu. Yardım noktalarının nerede olduğu, insanların nereden-nasıl ihtiyaçlarını karşılayabileceği vb. paylaşıldı… Koordinasyonların da çabaları var. Şehir dışından da insanların katkıları oldu. İletişim hatları kurulmaya başlandı.

– Şu an nasıl ilerliyor çalışmalar?

– Son üç gündür, daha planlı daha programlı ilerliyoruz. İlk birkaç gün gerçek anlamda zorluklar yaşadık. Arama kurtarmanın da yoğunluğundan, durumun anlaşılmaya çalışılmasından dolayı daha sınırlıydı çalışmamız. Güçler de daha sınırlıydı. Ama son birkaç gün daha koordine olmuş ve genişletilmiş bir çalışma mevcut. Biz Mücadele Birliği olarak toplantıları takip ediyoruz başından beridir ve işin içinde yer almaya çalışıyoruz arkadaşlarla. Elbette ki karmaşa ister istemez hala devam ediyor. Örneğin koordinasyon alanı genişliyor. Mesela Samandağ’da çalışanlar var ya da Harbiye’ye ekipler gidiyor. Uğur Mumcu’nun az ilerisinde bir bölge kuruldu. Orada eşyalar tasnifleniyor. Sadece battaniye, yorgan, yastık değil gıdanın, kişisel hijyen malzemelerinin vs. ulaştırıldığı bir durum var. Ve bir iletişim hattı var. Örneğin insanlar bu iletişim hattına ulaşıyor ve “şu noktaya şunu istiyoruz” diyor. Ardından doğrudan araçlar hazırlanıp götürülebiliyor. Veya bazı tırlar doğrudan bölgelere, mahallelere yönlendiriliyor. Böyle imkanlar da var. Dediğim gibi şu an için daha oturmuş ve genişleyen bir çalışma var. Ama yine dediğim gibi bu çalışma kendi imkanlarıyla devam ediyor. Herhangi bir devlet kurumuyla teması yok. Tamamen gönüllü insanlardan, devrimcilerden, demokrat insanlardan oluşan bir topluluk.

“Dayanışma ve desteğe ihtiyaç var!”

– Şu an tam bilmemekle birlikte binlerce insan ölmüş olabilir. Verilen rakamlar da var ama bunlar gerçeği yansıtmıyor olabilir. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ben buralıyım ama İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul’dan geldim depremden bir gün sonra. Mesela bizim yoldaşlarımızın da cenazelerinin enkazda olduğu bir gerçeklik var burada. Ailelerimizin enkazlardan kendi çabalarıyla kurtulduğu bir durum sözkonusu. Özellikle Antakya merkez, Armutlu, Sümerler, Asi Kenarı, Köprü Başı, Cumhuriyet, Emek mahalleleri gibi yerlerde yıkım büyük. Bununla birlikte Harbiye’nin merkezi, Samandağ merkez gerçek anlamda çok büyük yıkım almış. Enkazlar buralarda çok yoğun. Kentteki binaların yüzde 80’i (85’i diyebilirim belki de) hasarlı, içinde yaşanılamayacak durumda.

Çöken binaların enkazında çok fazla cenaze var ve hepsi çıkarılamadı. AFAD zaten çok sınırlı bir çalışma yaptı. Gönüllüler kendi imkanlarıyla hala cenaze çıkartıyor. Altıncı güne gelmiş olmamıza rağmen bazen canlı olarak insanlar çıkmaya devam ediyor. Dün mesela çıkartılan insanlar oldu. Tablo vahim, gerçek anlamda vahim.

– Bir kısım insan bu koşullardan kaynaklı terk ediyor bölgeyi. Buna dair gözlemleriniz nedir?

– Evet, kendi imkanlarıyla, çabalarıyla veya bazı iletişim numaralarıyla haberleşerek giden insanlar oluyor. Ayrıca gönüllü şoförler de geliyor illerden veya boş tırlarla, kamyonlarla dönen insanlar da oluyor. Kendi aracı varsa bu araçla giden de var. Diyebilirim ki, kentin belki de % 50-60’ı boşalmış durumda. Belki daha fazla, şu an tam rakamları bilemiyoruz.

Kırıkhan mesela, uzak bir ilçesidir Hatay’ın. Veya Reyhanlı’nın belli bölgeleri, ciddi anlamda zarar görmüş. İskenderun’da çok ciddi bir yıkım yok ama kent mesken edilemeyecek durumda. Özellikle Antakya yaşanılamayacak bir durumda.

Bundan dolayı da insanların bir kısmı gidiyor. Bir kısmı şu an ne yapacağını bilmiyor. Kendi yolunu-yöntemini üretmeye çalışıyor. İmkân yaratmaya çalışıyor. Çünkü insanların hiçbir şeyi kalmadı. Evi yıkıldı, arabası gitti, işyeri yıkıldı, hiçbir güvencesi yok, hiçbir devlet desteği yok! Gönüllü olarak evini açan insanlar var, bazıları da oralara yerleşmeye çalışıyor. Ama gerçek anlamda herkes çok zor durumda.

Çadır kentler kurulmadı. Çadır çok kısıtlı, sınırlı sayıda ulaştı buraya. İnsanlar derme çatma çadırlarda ya da mesela seraların içinde yaşamaya çalışıyor. Veya gecekondu durumunda olan tek katlı binaların etrafını çadıra çeviren insanlar var.

En acil olarak örneğin konteynır gelmeliydi ama gelmedi hiçbir şekilde. Örneğin insanların barınabileceği bölgeler oluşmalıydı. Boş araziler, bölgeler var burada. Onlar kullanılmalıydı. Bu gibi sorunlardan kaynaklı insanlar burada kalıcı olamaz. Kent uzun bir süre yaşanılabilecek durumda değil. Köylerde görece daha iyi durumda insanlar. Yıkılmayan çok yer var. Ama kentin merkezi çöktü. Ama her şekilde bölgedeki bu insanların dayanışmaya, desteğe ihtiyaçları var. Hem maddi hem manevi her anlamda desteğe ihtiyaç var.

– Burada insanlar genel olarak devletin yokluğundan ayrıca da kimliklerinden dolayı yardımların, arama-kurtarma çalışmalarının geciktirildiğinden bahsediyor. Sizin görüşünüz nedir bu konuda?

Hatay zaten en başından beridir en çok unutulan bölgelerden biri oldu özellikle ilk birkaç gün. Örneğin Maraş’ın ilçelerinin durumunu çok bilmiyorum ama oralara da hızla müdahale edilmedi.

Bence de evet, sermaye buraya düşman. Buradaki Arap Alevi halklarını bundan sonraki süreçte de göçertmenin planlarını yapacak inşa sürecinde. Bunu yapmak istiyordu zaten yıllardır. Ve eline bir fırsat geçti. Bunu değerlendirmeye çalışacak zaman içerisinde.

Aynı zamanda Antakya’da yaşayan farklı uluslardan, inançlardan insanlar da zor durumdalar. Onlara da herhangi bir kurtarma ekibi yetişmedi. Burada büyük bir organizasyonsuzluk, büyük bir plansızlık, büyük bir hazırlıksızlık var. Tüm bunlardan ezilen uluslardan, inançlardan halklar etkileniyor. Çünkü ilk yardımları doğrudan kendi taraftarlarına gönderiyorlar. Bu maalesef daha önce de gördüğümüz tabloydu.

OHAL ilan edilmesiyle birlikte kendilerince artık duruma el atmış oluyorlar. “Buraları kontrol altına alacağız” diye düşünüyorlar. Zaman içerisinde gönüllü olarak çalışma yapan, dayanışmada bulunan insanları, güçleri de kovalayacaklar, çıkartmak isteyeceklerdir. Çünkü devletin çaresizliğinin görünmesini istemiyorlar. Kendilerince bunu engellemeye çalışıyorlar-çalışacaklar.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu