GüncelMakaleler

Yorum | 10 Ekim’de ıslıklatanlar bugün sahaya saldırtanlar, aynı kişiler!

Dün Erdoğan’ın söylemlerinin ardından 10 Ekim’de IŞİD/DAİŞ saldırıyla katledilen insanlar için gerçekleştirilen saygı duruşu “allahuekber” sloganları ve ıslıklarla protesto edilmişse bugün aynı saldırı taraftarın sahaya yönelik müdahalesiyle gerçekleştirilmiştir.

Nicolas Chauvin, Başkumandanı Napolyon Bonapart’a sarsılmaz, fanatik sadakatle bağlı bir askerdi.

Napolyon’un harplerinden birinde yaralanmış olmasına rağmen, onun tarihte bir benzeri olmayan bir lider olduğuna inanmış, Napolyon sürgündeyken dahi onun türküsünü şevkle çalmaktan vazgeçmemişti. Fransızlar ise onun her yerde ve her zaman Napolyon’u savunmakta, ona övgüler dizmekte ve onun gibi birinin bir daha yetişmeyeceğinde ısrar etmesi karşısında, Chauvin’le alaya başlamışlardı.

Cogniard’ın 1831’de sahneye konan eserinde (La Cocorde Tricolere) Chavvin adlı bir karakter “milli üstünlük” nutukları çeker. Buradan doğru ifade etmek gerekir ki; gerçeklik dışı, abartılı, fanatik milliyetçilik ve ulusal üstünlük anlayışı chouvenism (şovenizm), ona tutulan kimse ise şovendir.

Bahsettiğimiz şovenizm kavramına çok yabancı değiliz elbette… Türk hakim sınıflarının, sınıf çatışmalarının önüne bir set olarak koymayı hedeflediği Kürt ulusal sorununa dair geliştirilen ve geliştirilmeye çalışılan bir anlayış olarak karşımızda duruyor şovenizm.

Bu anlayışın pratik ayağını ise yaşamın her alanında tekrar tekrar görebiliyoruz. Sanatta, edebiyatta, tarih yazımında, sporda vb. birçok alana sirayet ediyor.

Sporun birçok alanından şovenizmin tutucu fanatikliğini görmemiz mümkün, sporun endüstriyelleştiği, bir sektör ve pazar haline geldiği bir durum söz konusu. Bu alanlardan birinin de futbol olduğunu söyleyebiliriz. Geldiğimiz aşamada endüstriyelleşen reklam şirketleri, futbolcu maaşları, kara para aklama, stadyum ve altyapı inşaatları üzerinden milyarların döndüğü bir pazar haline gelmiş bulunuyor.

Bunun yanısıra sosyal olarak toplumda ortaya çıkan futbol fanatizmi ve tutuculuk, şovenizmin tutucu karakterinin yansıması olarak görünüyor. Bu durum bugünden yarına ortaya çıkan bir durum değil; Türk hakim sınıfları tarafından kitleleri şekillendirmek amacıyla gerçekleştirilen müdahalelerle ortaya çıkan bir durumdur. 12 Eylül askeri darbesi sonrası faşizmin tüm zor aygıtları ile saldırdığı bir dönemde futbol müsabakalarının saygı duruşu, İstiklal Marşı ile başlaması yaşamın her alanında askeri durumun kitlelere hissettirilmesi ve şoven duyguların kabartılmasıyla alakalıdır.

Bugün Türk hakim sınıflarının yaşamın her alanında ortaya çıkarmak istediği Şoven anlayışı futbolun tutucu ve fanatik yönleriyle temsil ettiği şovenizme anlayışa ek olarak ırkçılığın damgasına vurduğu bir futbol müsabakasında görüyoruz.

Maç öncesinde ve devre arasında Sur, Cizre ve Nusaybin’de gerçekleştirilen askeri operasyonların görüntülerinin gösterilmesi, Özel Güvenlik tarafından Amedspor soyunma odasına gerçekleştirilen saldırı Türk hakim sınıflarının Kürt ulusuna yönelik yaşamın her alanındaki saldırılarını açık bir şekilde temsil etmektedir. Ve futbolu nasıl bir araç olarak kullandığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Sakarya Spor kulübünün bizzat kendisi tarafından gösterilen görüntüler, seyircilerde oluşturulmak istenen anlayışı çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

İstenen yaşamın her alanında Kürt veyahut Kürtçe ifade edilen bir şey görüldüğünde şovenizmi karakterize eden tüm pratikleri gerçekleştirmek ve saldırmaktır. Dün Erdoğan’ın söylemlerinin ardından 10 Ekim’de IŞİD/DAİŞ saldırıyla katledilen insanlar için gerçekleştirilen saygı duruşu “allahuekber” sloganları ve ıslıklarla protesto edilmişse bugün aynı saldırı taraftarın sahaya yönelik müdahalesiyle gerçekleştirilmiştir.

Dün bizzat Erdoğan tarafından yaratılan bu saldırganlık bugün aynı zihniyetin temsilcisi bulunan Sakarya Spor yönetimi tarafından gerçekleştirilmektedir.

Tüm bu saldırılar Türk hakim sınıflarının politikalarında bağımsız değil toplamda tam olarak bulundukları yeri yansıtmaktadır. Hakim sınıflar yaşamda iyi ve güzel olan tüm imkanları önce kendi keselerini doldurmak için kullanırken buna karşı dur diyebilen en ufak bir kazanım talep edenlere ise yine tüm imkan ve olanaklarla saldıran bir yerde duruyor.

Türk hakim sınıfları bilmelidir ki bugün ellerindeki tüm imkanları seferber ederken meşru gösteremediği gayri meşru pratiklerin imha ve asimilasyon politikaları sosyal pratik içerisinde kitlelerin gözleri önüne serilecektir. (Bir ÖG okuru)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu