Yorum

Barışla ya da savaşla, aslolan politik hedeftir

Türk egemen sınıfları, PKK ile 2013’ten bugüne karşılıklı süren ateşkesi 21 Temmuz 2015’te PKK kamplarını bombalayarak fiilen ortadan kaldırdı. PKK ve TC’nin karşılıklı olarak barış ve uzlaşma sürecini gerçekleştirmek için fiilen yarattığı ilk “ateşkes” dönemi de sona ermiş oldu.

 

TC’nin savaş politikası ve oluşan demokratik-ilerici direnç!

Yaklaşık 3 yıllık çatışmasızlık ve uzlaşma-barış ikliminin bozulması, bunun Türk egemen sınıfları tarafından neredeyse “gerekçesiz” bir şekilde yapılması saldırganlığa yönelik geniş kitlelerde bir tepkinin oluşmasına neden olmuştur. Yine bu iklimde köpürtülmeye çalışılan şovenizme karşı, seçimlerden önce HDP etrafında toplanan ve yine ona sempatiyle yaklaşan Kürt olmayan geniş kesimlerde buna karşı bir direnç gelişmesine de olanak sunmuştur. Türk egemen sınıflarının bu saldırganlığına karşı Kürt ulusal hareketinin “barış çizgisini” korumasına dair bu kesimlerde güçlü bir eğilim söz konusudur.

Ancak özellikle AKP’nin özel savaş politikası olduğu düşüncesiyle bu açık haksızlığa gerekli pratik yanıtın verilmesi gerektiği duygu ve eğilimi de aynı zamanda oluşmaktadır. Bu durum geniş kesimlerin “savaş ve barış” eğilimi içinde salınmasını, kafasının karışmasını beraberinde getirmektedir.

Toplumsal devrimin başından sonuna silahlı mücadele biçiminin esas alınarak gerçekleşeceği ülkemizde, bu çizgiyi benimseyen komünist ve devrimcilerin nasıl bir politik konumlanış içinde olacağı önemlidir. Zira Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi gibi haklı bir mücadelede aynı nesnel zeminde kendini gerçekleştirme olanağına sahiptir. Ancak bu sorunun barışçıl, uzlaşmaya dayalı çözümünü savunan bir Kürt ulusal hareketi ve yine buna destek veren, bu eksende bir çözüme genişleyerek sahip çıkan bir demokrat, ilerici Kürt olmayan toplumsal kesim söz konusudur.

Bu durum Kürt meselesinde savaş ve barış sorununa karşı, devrimci ve komünistlerin özgül durumda, verili politik durumu da gözeterek bir tavır belirlemesini zorunlu kılmaktadır. Kitlelerin kafa karışıklığına son verirken aynı zamanda mücadele azmini ve kararlılığını ileri taşıyacak, genel yönelim ve stratejisini besleyecek bir yaratıcılık içinde olunmalıdır.

 

Haklı ve haksız savaş tasnifi daha üst düzeyde kavranırken!

Türk egemenlerinin son saldırısı yıllardır yürüttüğü haksız ve adaletsiz savaşın geniş kesimlerde daha güçlü kavranmasına hem yeni halkalar eklemiş hem de yeni olanaklar sunmuştur. Bu durum özellikle ezen ulus halkının (Türk halkı) şovenizmle zehirlenmiş ilerici, demokrat duyarlılığı olan kesiminde Kürt ulusunun hak mücadelesine karşı olan mesafesini kapatmasına da zemin sunmuştur.

Kürt ulusunun haklarını kabul etmede zaten aşılmış eşiğe, şimdi Türk egemenlerinin başlattığı haksız savaşa karşı daha belirgin bir tavır alış eğilimi eklenmiştir. Bu önemlidir.

Zira kitlelerin savaşta haklı ve haksız ayrımı yapması ve konumlanması ağır manipülasyonlardan, psikolojik savaş bombardımanından kaynaklı kolay olmamaktadır. Ancak genel bir savaş karşıtlığıyla bu kesimler kendini ifade edebilmekte ve tepkilerini gerçekleştirebilmektedir. Uzun yıllar PKK ve TC arasındaki savaşta bu tarafsız konumlanış şimdi haksız olan tarafa yönelen, bu bağlamda fiilen haklı olandan yana çubuğu kırdığı bir eğilim oluşturmuştur. Bu her ne kadar “barış” ortamını koruma eksenli bir politik tutumla gerçekleşse de toplumsal gelişim açısından önemlidir. Aynı zamanda Kürt ulusal haklarının barış ve uzlaşma yoluyla da olsa gerçekleşmesine dair bir tutumu da içermektedir.

Burada asıl mesele bu kesimlerin Kürt ulusal haklarını nasıl kavradığı, onu nasıl tanımladığıdır. Bu noktada oldukça geri bir politik şekilleniş olduğunu belirtmeliyiz. Bu kesimler Kürtlerin ayrılma hakkından vazgeçerek bir arada yaşamaya dair tutumunun arkasındadır. Bu ezen ulus halkı için geri bir noktadır. Ezen ulusun ayrıcalığının, egemenliğinin korunmasını içeren bir öze sahiptir. Devrimci ve komünistlerin görevinin başladığı esas nokta ise burasıdır. Bu kesimler gelinen aşamada ezilen Kürt ulusunun tam hak eşitliğine, bir arada özgürce yaşama ve ayrılma hakkının sağlanmasına açıktır. Bu noktada eksiklik esasen komünist ve devrimcilere aittir.

 

Barış ve Kürt meselesinin gerçek çözümü

Komünistler her ne kadar Kürt ulusunun kendi ulusal devrimini yapmasının silahlı mücadeleyle daha etkin ve sonuç alıcı olacağına inansa da, bu mücadelenin bugünkü önderliği reformcu temelde barış ve uzlaşma ile kendi paradigması doğrultusunda bir çizgi şekillendirmektedir. Bu çizgi, demokratik ve ilericidir. Ancak Kürt sorununun gerçek devrimci çözümünü içermemektedir. Komünistler bunu nesnel bir durum olarak değerlendirerek politik konumunu belirlerler. Bir yandan gerçek devrimci çözüm için kendi mücadelesini ve siyasal çizgisini hayata geçirirken, diğer yandan Kürt ulusal haklarına dair demokratik olan her talebi destekler, mücadelesinin parçası yapar. Kürt hareketinin barış ve savaş politikasına karşı da aynı pencereden yaklaşır. Aslolan Kürt ulusal haklarının ve özgürlüklerinin gerçekleşmesidir. Destek sunacağı barış yolu, ancak Kürtlerin özgürce ayrılma hakkının ve uluslara kayıtsız şartsız tam hak eşitliğini sağlayacak çizginin gerçekleşmesine endekslidir. Bu hakkın barış ile ya da savaş ile olmasının önemi yoktur. Önemli olan bu hakkın kazanılmasıdır.

Kürt ulusal hareketinin barış ve uzlaşma çizgisi bu eksende değildir. Ancak barış yoluyla Kürt hakları ve özgürlük talepleri demokratik muhtevadadır. Komünistler bir yandan Kürt Hareketinin bu talebinin destekçisidir diğer yandan tam devrimci çözümün öznesi ve taşıyıcısıdır. Bu ikili görevi her alanda, her gelişmede hayata geçirir.

TC’nin gerçekleştirdiği son saldırıya karşı Kürt ulusal hareketi kuşkusuz kendi tavrını belirleyecektir. Ya barışı koruyacak ve uzlaşmaya yeni zemin sunacak bir politika geliştirecek ya da bu haksız savaşa karşı haklı ve meşru savaşını hayata geçirecektir.

 

Oluşmuş barış eğilimine komünistlerin tutumu

İlerici, demokratik kesimlerin yaygın şekilde “barış” isteğini ve bu noktada mücadele etme azmini komünistler doğru bir politik muhtevaya kavuşturmakla yükümlüdür. Gelişecek savaşta özellikle haklı olan vurgusu komünistler için esas noktadır. TC’nin haksızlığına dair ezen ulus halkının önemli bir kesimindeki eğilimi pekiştirmek önemlidir. TC’nin haksız, adaletsiz ve gerekçesiz bir şekilde çatışmayı ve savaşı başlatması teşhir edilirken, Kürtlerin haklı ve meşru bir direnme savaşı içinde olduğu yaygın şekilde anlatılmalıdır.

Kuşkusuz Kürt Ulusal Hareketi’nin ve genel kitlenin barış yoluyla sorunun hallolması eğilimi gözetilerek mücadele çizgisi belirlenmelidir. Ezen ulus halkına barışın gerçekleşmesi vurgusu etkin bir faaliyetin parçası yapılabilir. Özellikle bu noktada oluşmuş eğilim ve yönelim cesaretlendirilmelidir. Ancak bu barışın Kürt ulusunun Özgürce Ayrılma Hakkı’nın tanınması, tam hak eşitliğinin gerçekleşmesi, bir arada yaşamanın kayıtsız şartsız her konuda eşitliği gerçekleştirmesini içermesi propaganda edilmelidir. Kitlelerin barış isteği ve talebi bu politik muhtevaya büründürülerek bu kesimlere taşınmalıdır. Bunu içermeyen her uzlaşmanın, her barışın yalancı, gerçekçi bir barış olmayacağı anlatılmalıdır.

Özellikle ezen ulus halkındaki barış talebinin ezilen Kürt ulusunun bir arada tam hak eşitliği temelinde yaşamasını savunan bir savaşım ve mücadele ana halkadır. Bu noktada komünistlerin barış anlayışı Kürt ulusunun barış anlayışı ile ayrışmaktadır. Komünistler aynı zamanda eşitliği içermeyen salt “kan akmasın” şekline bürünen barış anlayışıyla da arasına kalın bir çizgi çekmektedir. Bu şekilde “Kürtler bir arada yaşamı savunuyor” şeklinde Türk ulusunun ayrıcalıklarına prim veren geri politik bilinçle uzlaşan yaklaşımlarla da arasına net bir çizgi çekmiş olacaktır.

Geniş kitlelerin barış eğilimi Kürt ulusunun meşru haklı savaşımına gölge düşürmemelidir. Komünistlerin ulusal sorundaki barış talebi ulusal sorunun devrimci çözümü olan Özgürce Ayrılma Hakkı’nın gerçekleşmesi eksenine oturmalıdır. Türk halkını bu politik yönelime yönlendirecek her barış talebi ve savaşımı meşru ve haklıdır. Bu eksende her mücadele yöntemi de hayata geçmelidir.  Bu eksende komünistlerin silahlı mücadele iradesi ve pratiği barışın olması adına yapılsa da devrimcidir. Bu noktada bir tutukluk, tereddüt yaşanmamalıdır. Aslolan hedeftir, politik muhtevadır. Bu doğrudan sistemin temellerine yönelen, onun özünü hedef alan bir yaklaşım olacaktır. Komünistler bunu silahlı ve barışçıl, legal ve illegal, açık ve kapalı her mücadele biçimi ile hayata geçirmelidir. Kitlelerdeki toplumsal bilinci bu şekilde ileri taşımalı ve toplumsal devrimin özneleri haline getirmelidir. Bunu yürüttüğü silahlı mücadelenin görevleri arasına koymalıdır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu