GüncelMakaleler

YORUM | “Toplumsal Temellerin Parçalanışı”

"Özellikle büyük şehirler başta olmak üzere, “iç güvenlik” bile büyük bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Sadece “yerli ve milli” mafya değil, küresel mafya çeteleri bile sokaklarda cirit atmaya ve çatışmaya başladı"

İletişim Başkanlığı’nın yayınladığı verilere göre 2023 yılında yasadışı bahis oynatan 159.515 site kapatılmış. Bu rakam 2022’de kapatılan yasadışı bahis site sayısının yaklaşık altı katı! Bu sitelerin sırf 2023’teki cirosunun 100 milyar lirayı aştığı tahmin ediliyor.

Bu verilere, hızlı yoldan zenginleşmek hayaliyle kara para trafiğine dahil olan gösteriş düşkünü fenomenleri, üretime yatırım yapmak yerine hızla yükselen faize (bir zamanlar “sebep” ve haram ilan edilen faize) yatırılan mevduatın yarattığı yeni zenginleri ya da enflasyonun yarattığı karmaşada ürünleri fahiş fiyatla satıp kârlarına kâr katan şirketleri de eklediğimizde toplumsal yeniden üretimi sağlayan pek çok döngünün/sürecin/temelin parçalanarak ekonomik krize eşlik eden bir sosyal krizi de yarattığı söylenebilir.

Emek bilincinin zayıflamasına paralel büyüyen bu toplumsal sorunlar, toplumsal bağları ve değerleri de zayıflattığından adli suç vakalarının fırlamasında olduğu gibi daha büyük sorunların da ortaya çıkmasını sağlıyor.

Hızlı zenginleşme ve güçlenme arzusu, her zaman, el emeğinin emek gücünün ve emek bilincinin küçümsenmesine eşlik eder. Birilerinin hızla zenginleşmesi daima, birilerinin hızla yoksullaşması anlamına gelirken, toplumları bir arada tutan sosyal bağlar, değerler ve hukuk da zayıflar. Kendi emeğiyle geçinmenin yarattığı onurun yerini, gasp, yolsuzluk, sömürüyle elde edilen gücün yüceltilmesini aldıkça, o toplumlardaki çürüme ve parçalanma artan ivmeyle büyür.

Bu çürüme ve parçalanma, adli suç oranlarının hızlı yükselişini beraberinde getirirken, birbirine güven duymayan insanların sayısının artması suretiyle topluma güvensizlik de artar. Bu da üretim-dolaşım-tüketim döngüsü başta olmak üzere yeniden üretimin varolmasını sağlayan biyolojik, sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel/tinsel bazlı pekçok döngünün dumura uğramasına yol açar. Bütün sosyal, ekonomik, politik ilişkiler ve bağlar, asgari bir güven ekseninde mümkün olur ve biçimlenir.

Dolayısıyla ahlaki krize eşlik eden güven krizi, bütün toplumların temellerini zayıflatıp çürütmesi anlamına gelirken; bu zayıflık, artan bir ivmeyle adli suç oranlarını artıran bir döngüyü yarattığı zaman, ABD’de olduğu gibi küçücük çocukları bile okullarında katledebilen, işkenceden, cinayetten, sadistlikten zevk alabilen, başka insanların acılarına duyarsızlaşan yeni toplumsal ahlakı tamamen kaybeden insan tiplerinin yaygınlaşmasını sağlayabiliyor.

Daha yirmi yıl öncesine kadar, hatta savaşın en kızgın olduğu 1990’larda bile Türkiye’de sosyal kutuplaşma bu kadar derin değildi. Trafikteki en ufak sorunda bıçaklar/silahlar çekilmiyordu.

Her sokağı parsellemiş hırsızlar bulunmuyordu. Yaşlı veya engellilere zorbalık dehşetle karşılanıyordu. Akran zorbalığının ise sadece Batının metropollerine has olduğunu sanırdık. Ayrıca eskiden emekliler “geçim derdinde”ydi derdik; şimdi yaşam derdinde olan en az 6 milyon emekli ve 11 milyondan fazla asgari ücretli açlık sınırının çok altında gelire sahipler. Öğrenciler hem aç hem barınamıyor. Dahası bu çaresizliklerine çözüm bulması gereken hükümet, onları daha fazla tarikat yurtlarına itiyor. Böylece “dindar nesil” yetiştirmek adına, kendisine tabi kıldığı kesimlerin oranını artırmaya çalışıyor.

Yine bu süreçte orta sınıf denilen kesimlerin tüketim alışkanlıkları köklü değişime uğrarken, her yıl binlerce esnaf ve küçük şirket kapanmaya başladı.

Sınıflar arasındaki uçurum büyüdükçe ya da liberallerin diliyle söylersek, gelir dağılımındaki uçurum büyüdükçe toplumsal sorunlar da büyür ve çeşitlenir. Toplumların çatışmalı yapısı bile sürdürülebilirliğini yitirmeye başlar.

Toplumsal sorunlara doğrudan müdahale

Savaştan ve ekonomik krizden nemalanıp gücüne güç katan savaş lordları ve soyguncular güçlendikçe, toplumsal varlık dinamikleri zayıflatmaktadır. Tarihsel kökleri işgal, ilhak ve sömürü üzerine kurulu bir devletin, kendi sınırlarındaki nüfusa egemenlik kurması, küresel dengelerdeki aracılık rolü, jeo-stratejik konum ve devlet geleneği sayesinde, yüzyıldan fazla sürmüş olsa da, toplumsal dinamikleri çürümekte olan hiçbir devletin uzun süre varolamayacağını tarihteki sayısız örnekten de biliyoruz.

Günümüz toplumlardaki siyasal çürümeye eşlik eden sosyal bağlardaki/dokulardaki zayıflama, toplumsallığın temellerini de zayıflatıyor. Sosyal alandaki bu zayıflık, siyasal ve ekonomik çürümeyi hızlandırdığından dolayı bu döngünün hızı giderek artmaktadır. Özellikle büyük şehirler başta olmak üzere, “iç güvenlik” bile büyük bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Sadece “yerli ve milli” mafya değil, küresel mafya çeteleri bile sokaklarda cirit atmaya ve çatışmaya başladı.

Devletin egemenliğini bile çürüten bu durumun toplumsallığın temellerini de çürüttüğü malum. Dolayısıyla toplumda her yönden büyük bir çürüme ve parçalanmanın bulunduğunu ve bunun giderek arttığını söyleyebiliriz.

Bu durum daha geniş ve etkili örgütlenmeleri zorunlu kılarken, mevcut örgütlenmelerin de zayıfladığına şahit oluyoruz.

O halde geleneksel yöntemler yerine toplumsal sorunlara doğrudan müdahaleyi mümkün kılabilecek ve başta sosyal dokuları iyileştirip güçlendirebilecek kolektif ekonomik örgütlenmeler dolayımıyla yerel politik güçleri büyütmek önem arzetmektedir.

Önümüzdeki yerel seçimlerde emek güçlerinin desteklenerek büyütülmesiyle kazanılacak her mevzi, toplumsallığın temellerini yeniden güçlendirip, çok yönlü bir şekilde politik güçlenmeyi sağlayacaktır. Kendinden, evinden, mahallesinden, şehrinden başlayarak politik bir güce dönüşmek gerekiyor. Her yerel seçim gibi bu seçimi de bu gücü örmek için bir süreç ve araç olarak görebiliriz.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu